Aşk Archive

12039518_896189607116126_2413912315225293737_n

Kendine çeki düzen vererek bir iki adım daha at da aşk, kulağını tutup sana; ‘’Gel!’’ desin!

Mideni değil, gönlün gıdasını, ruhun mânevî rızkını düşün. Hakk’ı gönlünde bul ve seni, aşkın eli tutup çeksin.

Mevlâna Celaleddin-i Rumi

aşk

Cihanı hiçe satmaktır adı aşk
Döküp varlığı gitmektir adı aşk

Elinde sükkeri ayruğa sunup
Ağuyu kendi yutmaktır adı aşk

Belâ yağmur gibi gökten yağarsa
Başını ona tutmaktır adı aşk

Bu âlem sanki oddan bir denizdir
Ona kendini atmaktır adı aşk

Var Eşrefoğlu Rumî bil hakikat
Vücudu fâni etmektir adı aşk.

Eşrefoğlu Rûmî

aşk

Ayn, Şın ve Kaf
Harfler adını yazdı
Küfürden ve siyahtan sonra
Mürekkepten, hokkadan, fırçadan ve âhtan sonra
Sayfalarda görünen beyazdı

Kalem, coşuyordu nehirlerce
Kelâm, koşuyordu şiirlerce
Günlerce, gecelerce…
Anbean
İnleyen insan
Dinleyen Kur’ân
Râzı olursan rızânaydı

Rahlenin önünde saf tutuyor alfabe
Elifbe kanat kanat
Kat kat açılıyor aşk
Gül gibi…
Gül gibi lâleye dönüyor kâinat

Kol kola girsin artık noktalar
Yüzyılların sevdâsı bu
Duyuyor musun ey yâr!
Semaya yükselen harflerin sedâsı bu

Kitabım damla damla
Elif gibi, Lâm gibi
Vahdet boyundan, kesret saçından düştü
Dudağımın payına hiç yoktan Mim düştü
Gâlib’e pâre pâre gönül
Banaysa alev alev, kül kül
Elem düştü

Belî dendi ilkin, oysa dünyâ hep belâ
Sonra arza indi sayfalarca elifbâ
İllâ!
İllâ gözlere harfler dokunsun
Ezanlar okunsun
Ezanlar…
Mihrapta ebru niyetine
Mehtapta hilâl hürmetine
Râ’nın oklarına kurbanlar, dünyâlar kadar

Bırak Dal sûretinde iyice bükülsün beller
Bırak Vav sûretinde secdeye dökülsün eller
Ve seller…
Bırak Nun gemisi süzülsün hicran denizinde
Kur’an-ı Kerîm izinde

Adını harfler yazdı
Küfürden ve siyahtan sonra
Mürekkepten, hokkadan, fırçadan ve âhtan sonra
Sayfalarda görünen beyazdı
Ayn, Şın ve Kaf
Harfler adını yazdı
Aşk, Aşk, Aşk…

Senem Gezeroğlu

harf

ELIF gibi, tekim, birim, yalnızım……

Yazdim… Elif dedim ilkin.. Mürekkebim bir damladan baslayip uzarken sayfanin koynunda, ben bir Elif sevdâsi naksettim sayfalara… Sayfanin koynu serha serha… Sayfa bastan sona âh ü figân, tepeden tirnaga kan revân… Elifle basladim bu aski anlatmaya…

Elif dibâcedir, Elif mukaddim… Elif ilktir, Elif kadîm… Eliftir hep ilk adim…

BE gibi, sirrimi noktaya sakladim…

Kulaga üflenen bir sir gibi esrârin tam ucundayim. Âlemin sirrini kalbinde saklayan Kurâna, Kurânin kalbi Fatihaya, Fâtihanin kalbi besmeleye, besmelenin kalbi Beye ve Benin altindaki kara mürekkebe sevdâliyim…Bir ask Elifbâsi çarpar sol yanimda… Ben gelisi Eliften belli bir yüregin sadâsiyim.

TE gibi, gülmeyi umarken ben hüzünle sinandim…Harflerin sayfaya akseden yüzü bir hüzne bürünürken kalemimde… Ve kader, kederin bir diger adi gibi dururken önümde… Nâzenin gül/ümseme gibiydi avucumda dikenler… Bir hârin âh u zâriyla imtihana sarildim.

SE gibi, bütünü arzularken ben payima düsen üç noktayla uslandim…Bütündü, tek parçaydi hep bu dünyada gördügüm. Vahdet muhabbetle örülerek damla damla akti rahlenin ortasina… Ayn, Sin ve Kafi temsilen üç nokta yayildi kitabin tam ortasina… Yandim…

CIM gibi, bir ben noktasina âsik olup karalar bagladim…Sevgilinin yanaginda kararan bir nokta idi ördügüm… Sevgilinin yanaginda ben, bahtim gibi bir kara ben gördüm. Cim suretiyle sahifeye düsen harfte askin en kara hâlini, süveydâyi gördüm. Kara sular indi kalbime… Kalbimi bir ben noktasiyla oyuk oyuk dagladim.

HA gibi, boslugumun çemberinde yaya kaldim…Bir çemberdi bu ask… Ezelî ve ebedî.. Basi-sonu olmayan bir halkanin tam ortasinda kalakaldim. Boslugumu halkalarla doldururken, halka içre halka çizerken Ha gibi çemberimin âtesinde yandim. Kendi atesiyle yandi Kaknûs, âhh ben de âtesimle yeniden ayaga kalktim.

HI gibi, basimdaki noktayi bedenden ask için ayirdimÖmür bir mum gibi eriyerek tükendi. Ecel keskin bir alev gibi basimda bitti. Bir mum ve mum alevi gibi… Ayri duran bir harf ve noktasi gibi… Ask için erittim bedenimi… Kanim, kivrila kivrila aksin sayfaya… Kanadim, sonunda kendi kanimi içerek kandim.

DAL gibi, ask deryasina iki büklüm daldim…Uçsuz bucaksiz bir okyanustu rahlemde açilan sayfa… Ezelden belâli bir âsik gibi biraktim kendimi suyun koynuna… Iki büklümüm iste, dervisin elinde asâ gibi… Çile yurdundan gelmis bir Dal’dan dahi belim egri, boynum bükük… Deryâlara daldim, askla temizlensin diye kirlerim… Günah kokan ellerimle suya boyandim…

ZEL gibi, kambur ruhumu noktayla taçladirdim…Ervâh yurdundan kopup da geldim, denizin kiyiya attigi damla gibi… Ruhum kambur bir dilenci gibi kaldi yüce kapinda.. Ellerim çâresiz, ellerim sahipsiz, ellerim kirli… Ruhum, günâhkâr ruhum ancak askinla diri… Koy askini bir nokta gibi basima… Sâd olayim…

 

RI gibi, hilâl kasini iki büklüm belime hançer kildim…Hilâl kasin önünde râm oldum, büküldü boynum. Yay kasinla firlattigin oka, nisân oldu koynum… Sizlayan, damlayan, aglayan kan… Hanç

erin ucunda sizan can gibi bakisin, gecenin koyusunda parlayan hilâl gibi bakisin, bir harfin nazarina dokundu. Ridan baslayip aska aktim, ben bu aski mürekkeple yikandim.

ZE gibi, aklin kiyamiyla askin secdesi arasinda, rükûda kaldimNe gökteyim ne yerde…Ne kiyamdayim ne secdede… Birlik ve hiçlik arasinda, akil ve ask siratinda çiçek açan bir yerde.. Yollarinin bolluguyla sinanan bir sevdânin basindayim. Ze gibi rükûda kaldim. Yüzümle arza bakarken, ruhumla semâya aktim… Ârâftan çiksin kalbim, egrilerim dogrulsun; ben de bir yol bulayim…

SIN gibi, inci diserinden çikacak bir hazineye sevdâlandim…Inci dislerinden bir söz isitmek istedim. Yüzyillar önce sairin bir Sine tesbih ettigi dislerinden bir güzel söz isitmek istedim. O söz ki, ezelî ve ebedî sevdâm… Birak açilsin dudaklar ve yayilsin âleme dualar… Dualar bir hazine gibi, sefâat bambaska bir hediye gibi bütün evrene yayilsin… Bütün harflerin ucunda, basinda, sonunda Sen varsin.

SIN gibi, üç inciyi basimda tasimakla onurlandim…Dünyaya dagilan incilerden üçünü basima takayim. Ayn, Sin ve Kaf diyorum ya hani…. Payima düsen üç harf ile dilsâd olayim. Üç inci ile yatip üç harf ile uyanayim… El ver, askini basimda tasiyayim.

SAD gibi, gözlerinin esrarina kapildim da kivranarak kivrildimBir harfin kivrimiyla kivrandim sayfalar üzerinde… Sad gibi koyu bir esrâri sarip sarmalayip sakladim gözlerimde… Efsûnlu bir nazar gibi, büyülü bir rüzgâr gibi harflerinde ruh buldum. Adini olusturan harflerin esrârini gözlerinden okudum.

DAD gibi, gözlerinin uçurumunda, bir kara ben noktasinda aklandim…Gözlerin bir uçurum… Sahifenin kenarinda sonsuzluga akacak iken ruhum, ben içre bir ben tuttu gözlerimi… Ay ve günes nasil tutulursa bir boslukta, gözlerim nasil tutulursa bir bosluga… Harflerin noktasina da iste öyle tutundum. Bir kara nokta akladi benligimi… Noktalar çogalirken ben âhh, hep azaldim.

TI gibi, elif sevdâmi nergis gözlerine yasladim da yasadim… Ti gibi iki hamlenin yarasiyim. Bir göz kivrimindan süzülüp bir nergis çiçeginden dökülüp Elifin ayagina diz çöktüm. Vahdetten yükselen askimi Elifin birligine yasladim. Sevdâm büyük, sedâm küçük olsa da… Susmadim.

ZI gibi, didelerin askiyla yandim, Elif iken nokta kadar ufaldim…Mürekkep, harflerin damarindan süzülüyor damla damla… Harfler kamis kalemin ucunda can bulurken mürekkep damliyor beyaz bir satiha… Zidaydi bütün güzelligin… Gözlerin, benin ve servi boyunla tamam oldu güzelligin. Ve ask Elif iken küçüldü, süzüldü, bir noktaya büründü. Bir Elif hamlesiyle ufalandim, pâre pâre paralandim.

AYIN gibi, askin dîvânina bir küçük mukaddime olsaydim…Ask olsun diyorum. Sayfalarca ask… Bir dîvân sayfasinda saklanan; içi nakis ve hat, disi tezhip ve sanat kokan bu yarali ask, yayilsin rahlenin kalbine… Kalpten sonra bütün âleme… Harflerin gül kokusu bu… Bir dîvân sayfasinda gizlenen askin yüzyillik hosbûsu bu… Ve ben, bir dibâce olsaydim bu dîvâna, bir mukaddime… Belki bir Elifle nur düserdi ismime…

GAYIN gibi, gözüme düsen bir nokta yasla sirilsiklam islandim…Bir çift göz verildi kabugumun kalbine. Sadece bir çift gözdü ruhuma açilan pencere… Gönlümün gökyüzünden kan düstü, nokta nokta islandim. Hicran düstü Elifbâya… Ben, kamis kalem ve mürekkeple islandim. Ve ben âhh, sonunda uslandim

….

FE gibi, kade-i ûlâda kaldim, son kez secdeye varamadım.Askin önünde diz çöktüm, ayak burktum, boyun büktüm. Basim kalbime yakin, arinmaya ve cilâlanmaya muhtaç kalbime… Yollari asip Sana geliyorum. Yüzüm yok secdenin nur yüzüne, biliyorum. Ellerim bir tesbih tanesinde kilitli.. Bedenim huzurunda ve ruhum ipinden kopmus bir tesbih tânesi gibi… Yollarimi aç… Felerim Vav gibi huzura muhtaç….

KAF gibi, Zümrüd-i Ankâya âsik bir masaldim… Kaf dagindan süzülüp geldi gönül kuslarim. Hüdhüd, Simurg, Hümâ, Ankâ… Bir Zümrüd ü Ankânin kanadinda asili kaldi kanayan masalim. Ask masalinin kahramanlari uçusuyor gönlümde… Kaf daginin ardindaki kimyâ ile can buldu harfler… Ask ile… Âsiklarin menziliydi çöller ve daglar… Ben kendimi bildim bileli, daglara mahkûmum… Daglardi benim yurdum…

KEF gibi, bir Nûn ile can buldum, Kûn dendi ve ben oldum…Kûn dendi, Kef ve Nun bir araya geldi. Çamurdan ve balçiktan sonra, bir alaktan filizlenip boy verdim. Oldum ve ölmeyi bildim, öldüm ve olmayi bildim. Bilmeyi ve bilinmeyi istedim. Harflerdi tek sâhidim… Ne kalem yetti, ne kâgit içimdeki ummâni tasirmaya… Harflerdi tek sâhidim… Ben anlatamadim…

LAM gibi, saçlarinin kivrimina asilarak sallandim…Saçlarinin kivrimina yuva yapti gönül kusum.. Ipe asilan bir ayna gibi döne döne kendimi buldum. Tel tel örülen bir siyahlikta, ince ve kara ipler arasinda hapsoldu gönül kusum… Ava giden bendim, saçlarinin tuzaginda avlanan yine ben… Îdama mahkûm bir âsik gibi saçlarinin tellerine asilarak sallanan ben… Ve ben… Askin daragacindaydim…

MIM gibi dudaginin kuyusunda küçülen ve yok olan bir noktaydim…Dudaginin kuyusunda gördüm Yûsuf’un rüyâsini… Çukur, halka halka küçüldü; halkalar büyüyerek kuyunun uykusunu böldü. Büyüyen ve küçülen noktalar gibi… Bir dudagin hânesine konuverdim… Sükûtu resmeyleyen bir noktayim.. Ben esâsen hiç olmadim, uçsuz bucaksiz bir yoktayim.

NUN gibi, ates denizini mumdan gemiyle, Nun gemisiyle assaydimAsk, âtes denizini mumdan gemilerle geçtigi vakit… Gönül gemileri bir Nuh tufani ile engin vâdîleri astigi vakit… Bir Nun tekkesi düsseydi payima… Yana yakila assaydim alevli denizleri… Asarak geçseydim âtesten dehlîzleri… Var/saydim… Aska ulassaydim.

VAV gibi, iki büklüm hâlimle bir cenine konsam, bir secdeye varsaydim…Vav gibi iki büklüm kaldim belâli bir dünya yalaninda… Yalanlardan, dolanlardan, koynuma dolanan yilanlardan sonra bir Vav huzuru hayâl ettim kendi dünyamda… Anne karnina düsen ceninden kopup, secdeye varan elimde kosup… Bir Vav gibi kendime dolansaydim…

HE gibi, alevden yaslarimi bir âh için akittim…Içinde alev yanan iki kirmizi kadehti gözlerim… Daglamak ve aglamak arasinda gidip gelen koyu bir alev gibi yükseldi ellerim.. Bir âhti yükselen, havaya… Bir insirâhti yükselen, semâya… He gibi iki göz çukuruna dolan dumandim. Dumanimla gökyüzüne uzandim.

LAMELIF gibi Lânin askiyla çark attim…Harfler bir semâzen gibi dönerken sayfalarda, ben ters bir semâzen sûreti gördüm Lânın koynunda… Çark atiyordu yoklugun noktalari… Yoklugun çokluga dönen adiminda bir yok hecesi dokundu sayfalara: Lâ… Sonsuz bir sonsuzlukla dile gelen harf, dönüyordu âh diyerek sayfamda… LâilâheillALLAH diyerek dönüyordu Lâ…

YE gibi, sona geldim, Sana geldim; hamdim ve sonunda yandim…Sana geldim. Elifbânin bütün harflerini ask ile, âtes ile yaktiktan sonra Yenin kivrimiyla sayfa sonuna geldim. Harfler, heceler, kelimeler ebedî bir sevdâya mâil… Elifbâ bastan sona içimdeki aska mümessil… Mürekkep nokta nokta sayfalari asiyor. Sayfalar dalga dalga rahlelerden tasiyor. Bu askinlik, bu taskinlik yüregimden çikip aska akiyor. Ve ask bütün kâinata damla damla yayiliyor.

Senem Gezeroğlu

1186041_224361644385027_305384432_nAşk, evrenin muhteşem bir güzellik ve düzen içinde yaratıldığı zamandan beri var oldu. İlk insanla birlikte insanlar arasındaki en renkli, en zevkli, en zengin bir duygu çağlayanıdır aşk.

Sevginin, en yoğun ve en coşkun bir şelâle gibi çağlamasını anlatan aşk, insanları birbirine bağlayan, birbirine yaklaştıran bir sihir, bir efsun âdeta. İnsanları neredeyse gözü kapalı cezbeden bu sırlar yumağı, çok tatlıdır, çok güzeldir, çok şirindir, çok keyif vericidir…
Ancak her aşkın önünde nice tuzaklar, nice zorluklar ve nice engeller vardır. Onları aşmak; yürek, cesaret, akıl, mantık, bilgi, hüner, sabır, azim ve hepsinden önemlisi bir yöntem ister. Bu erdemleri taşımaz ve yöntemini uygulamazsanız, sevdanız yarım, aşkınız sonuçsuz, yuvanız mutsuz olur.
İşte “Ömür Boyu Aşk”, her duygunun örselendiği ve başkalaştığı bir dünyada; sevgiye ve aşka nitelik ve kimlik kazandırmak için vardır.
Sevgi ve aşk, Allah’ın, “tüm yaratıkları seven ve onlar tarafindan çok sevilen” anlamındaki “Vedud” isminin bir tecellisidir, bir yansımasıdır. O, varlıkları sevdi ve sevgiyi yarattı. Sevgi olmasaydı, hayat olmazdı. Çünkü, her şey birbirine yabancılaşır, her şey birbirinden uzaklaşırdı.
Aşkın o kadar çok çeşidi var ki, para aşkından tutun, dünya aşkına, Peygamber aşkından Allah aşkına kadar birçok çeşidi vardır.
Benim işlediğim aşk, evlilikle sağlamlaşan, sürekli bir mutluluğu hedef alan, her türlü engeli aşma azmi taşıyan ve ömür boyu sürecek bir aşk.
Benim kast ettiğim kesinlikle, gelip geçici hevesler, günübirlik zevkler, en küçük bir engelde tükenen sevdalar değil.
Bizim aşkımız, sıradan bir kadın-erkek ilişkisi ya da flört değil. Hedefinde, evlilikle hayatı birleştirme bulunmayan, sonu acı ve gözyaşıyla biten geçici hevesler hiç değil.
Ne yazık ki, flört dönemi, insanların en fazla yalan söylediği, kendisini farklı tanıttığı ve karşısındakini yanlış tanıdığı bir dönemdir. Taraflar hem kendi kusurlarını alabildiğince gizlemeye çalışır, hem de sevdiğinin kusurlarını görmez. Muhatabını üzmemek için hoşlanmadığı şeylerden hoşlanmış gözükür. Sevdiğinin her eksik ve kusurunu te’vil eder, onlara iyi yorumlar getirir. Taraflar sanki yüzlerine birer maske takınmışlar, gerçek yüzlerini gizleyip, karşısındakinin hoşlanacağını sandığı bir kişilik sergilemişlerdir.
Evlenince bu maskeler çıkar. Amaç sevdiğine kavuşmak olduğu için artık amaca ulaşılmış, zahmete katlanmaya gerek kalmamıştır. Taraflar gerçek kişiliklerini sergilemeye başlar.
Sevenlerin odaklandığı nokta cismanî güzellik ise, sonuç daha da vahimdir. Çünkü, aşkın yöneleceği asıl adres; cisim değil, kalp ve ruhtur. Asıl cazibe ve güzellik, duygusallıkta ve ruhsallıktadır. Sevgiyi nefis adına cisme yöneltenin, arzusunun aksiyle tokat yemesi normaldir. Bu yüzden asıl güzelliği keşfedemeyenlerin evlilikleri her geçen gün sıradanlaşır ve mutsuzlukla sonuçlanır. Gerçi böyle bir evliliği kurtarmak da imkânsız değildir. Zaten benim “Ömür Boyu Aşk”taki çabam da buna yöneliktir.
Ben evlenince aşk biter, diyenlerden değilim. Aksine evlilikle aşkın daha da kökleşeceğine inanıyorum. Aşkı bitiren evlilik değil, bizim mutlu bir evliliği yürütmeyi bilmeyişimiz. Aşk kolay başarılabilecek bir olay değil. Biz hep bencilce yaklaşıyoruz. Oysa aşk aynı zamanda, özveridir, katlanmaktır, çile çekmektir. Aşk, şefkatla beslenen, sabırla ve azimle yürütülecek uzun bir maratondur. Bu koşuyu göze alamayan aşkı keşfedemez.
Her nimet bir külfet ister. Hiçbir şey bedelsiz değildir. Aşkın ve sevginin de bir bedeli var. Ödeyeceksiniz, katlanacaksınız, gerekirse çekeceksiniz. Ama, hep bir gün yepyeni bir dünyayı keşfetme umuduyla koşacaksınız. Ufukta mutluluğu göremeyen, o umut ve gayretle sabredemeyen aşkı yakalayamaz.
Bana göre, kazandıklarımız içinde aşkın bedeli en az ve en ucuz olandır. Bir yabancı dil öğrenmek için gecesini gündüzüne katan insanlar, bunun onda biri kadar birbirini anlamaya ve sevmeye gayret etseler dünya cennete döner.
Aslında sevgi ve aşk, bütün insanların yaratılışına Allah tarafından yerleştirilmiş. Her insan, sevdiğine veya eşine karşı coşkun bir sevgi hisseder başlangıçta. Ama bir müddet sonra engeller ve sorunlar cenderesinde öyle bir bunalır ki, sevmeye mecali kalmaz.
Aç, borçlu, hasta, bitkin, umutsuz, yaşama sevincini kaybetmiş bir kimse aşkı ve sevgiyi sürdürebilir mi? Sorunlar varsa, aile yuvası çatırdamaya başlar. Eşler bir yere kadar sabreder, daha sonra birbirlerini yanlış anlamaya ve olumsuz tavırlar sergilemeye başlar.
Ben diyorum ki, sorunları el birliğiyle aşarsanız, aşkı yeniden keşfedersiniz. Bu yüzden kitabımda, aşkla doğrudan ilgili görünmeyen, ama bana göre aşkı çok yakından etkileyen sorunlara da çözüm önerileri sunuyorum.
“Beni, yine, yeniden sev”

“Yağmurun sesine bak, aşka davet ediyor” diye başlar eski bir şarkı. Bunun gibi nice çağrıya uyup aşkın sihirli dünyasına girer çoğu insan. Varlığın en güzel, en gizemli ve en büyülü duygusu olan sevgi ve aşkın çoşkun sularına kapılanlar, sonlarının ne olacağını kestiremezler bir türlü. Aşkın cazibesine gözü kapalı dalmışlardır çünkü.

Âşıkların kimi azgın dalgalarla boğuşur, kimi bir Titanik gibi buzdağlarına çarpar, kimi boğulup okyanusun derinliklerinde kaybolur; pek azı da esenlikle sahile çıkar. Kıyıya çıkmak iyidir, hoştur; ama el ele tutuşup birlikte aşk denizine atladığınız sevgili yanınızda değilse, çektiğiniz acıları içinize sindirebilir misiniz?

Bir sevdaya tutulmak ve onu yaşamaktan daha zor olan tüm engelleri aşıp onu sürdürebilmektir. Önemli olan, aşkın nasıl olması değil, nasıl sürdürüleceğidir.
Buna inandığım için, aşka şimdiye kadar yaklaşılan tarzdan çok farklı bir bakış açısı getiriyorum. Herkesin beraber olduğu eşine, yeniden âşık olmasını, sıradanlığı aşka çevirmesini öneriyorum. Şöyle diyorum, aşk kadar güzel cümlelerle bir kanaviçe gibi süslediğim kitabımda:

“İnanıyorsanız, güçlüsünüz. Aşkınızı ve sevdanızı, hiçbir dert engellemesin. İsterseniz, başarırsınız. Coşkunuzu ve mutluluğunuzu, hiçbir sıkıntı gölgelemesin. Sorunlarınızı çözmek sanıldığı kadar zor değil. Sizi ve eşinizi, yolları sevgi çiçekleriyle süslenmiş aşk sarayına doğru koşmaya çağırıyorum. Göz kamaştırıcı renk cümbüşü size arkadaşlık edecek. Bu uzun yolda koşarken biraz zahmet çekeceksiniz, yorulacaksınız belki. Ama, sevgiyi ve aşkı yeniden keşfedeceksiniz.”

Aile içi ilişkilerde geleneksel bakışları sorgulayıp “erkek egemen” anlayışı eleştiriyorum. Eşlere “sevginin önündeki engellerle” savaşmayı öneriyorum. Sizleri, gönüllerinizdeki küllenen aşk ateşini tekrar alevlendirmeye çağırıyorum:

“Özlemiyle yandığınız sevgiliye kavuştuktan sonra bile aşkı bütün güzelliğiyle ömür boyu yaşayabilirsiniz. Rengârenk saadet çiçekleriyle bezenmiş aşk sarayı, ulaşılamayacak kadar uzaklarda değil, sizin içinizdedir. Evlenince söndüğünü sandığınız aşk ateşini alevlendirmek ve mutluluk şatosunu aydınlatmak için size ve eşinize bir kıvılcım yetebilir. Eşiniz sevgiliniz, eviniz cennetiniz, aşkınız ömür boyu olabilir. Deneyin. İnanırsanız, başarırsınız…”

Cemil TOKPINAR

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com