Hane-i Saadet Archive

1957700_296737903814067_1908315854_o

Sâliha kadın, etrafına saadet saçan cennet kokulu bir çiçek gibidir. Kadın zeki olmalı; eşine ve âilesine kendisini sevdirmeyi bilmelidir. Bunun en emin yolu, kocasına itaatkâr ve hürmetli, çocuklarına şefkat ve ilgili olmaktan geçer. Dik başlı, inatçı olmak hiçbir insana bir şey kazandırmamıştır.

Âile saâdeti, çok mühim bir mevzudur. Çünkü erkek olsun, kadın olsun; âilesinde mutlu …olan kimse, genel itibariyle çevresine de mutluluk saçar. Âilesinde mutlu ve huzurlu olmayan kişinin gönlü de yine umûmiyetle gamlı ve dertlidir.
Cenâb-ı Hak, bütün varlıkları çift olarak yaratmış ve birbirine muhtaç kılmıştır. Dolayısıyla insan da erkek ve kadın cinsi olarak çift yaratılmıştır. İkisi, birbirinin ayrılmaz parçası ve birbirini tamamlayıcıdır.

İnsanın aklı, neye itibar ettiğine, neyin peşinde koştuğuna bakarak anlaşılır. Meselâ akıllı bir hanım, hayrı-şerri iyi anlamışsa, geçici dünya hayatındaki zevk ü safa, varlık ve konfora fazla takılmaz; böylece sarayda da olsa, kulübede de gönlü huzur içinde, âdeta iki dünyasını da cennet hayatı hâlinde yaşar. Çünkü dünyanın bütün varlık ve güzelliği, en muhteşem şekliyle de bizim olsa geçicidir, noksandır ve netice itibariyle insanın gönlünü tatmin etmez. İnsan, her şeye sahip olsa, hep daha fazlasını ister. Bu yüzden insanın gönlünü huzura erdirecek tek şey, Allâh’a iman, O’na duyulan muhabbet ve itaattir. Bunun dışındaki hiçbir şey, insanın ruhunu tatmin etmez.

Kadın ve erkekler de asıl saadeti, işte-güçte, makam ve mevkîde, rahat ve konforda aramamalıdır. Bunların sıkıntı ve meşakkati, beraberinde getirdikleri mutluluktan az değildir.

Âilede huzur, eşlerin sürekli birbirlerini dinleyip anlaması ve muhatabının kendisinden ne istediğine dikkat etmesi ile meydana gelir. Hanım, beyinin isteklerini anlamayı ve onları mümkün mertebe cevaplandırmayı öncelik hâline getirmeli; erkekler de hanımlarının gönlüne ulaşacak yollar aramalıdır.

Sâliha kadın, etrafına saadet saçan cennet kokulu bir çiçek gibidir. Kadın zeki olmalı; eşine ve âilesine kendisini sevdirmeyi bilmelidir. Bunun en emin yolu, kocasına itaatkâr ve hürmetli, çocuklarına şefkat ve ilgili olmaktan geçer. Dik başlı, inatçı olmak hiçbir insana bir şey kazandırmamıştır.

Akıllı ve sâliha kadın, kıymet biçilemeyecek kadar büyük bir hazinedir. Allâh’ı ve Peygamberini bilen, kulluğunu lâyıkıyla yerine getirmeye çalışan, kocasına saygı, hürmet gösteren, hayırlı işlerde kocasına itaat edip destek olan böyle bir hanımın kıymetini bilmeyen erkek de, başını duvarlara vursa yeridir. Çünkü kıymeti bilinmeyen, şükrü îfâ edilmeyen nimetler, elden alınır.

Evlilik hayatında, kadın ve erkek birer örtü gibi olmalı; birbirinin eksik ve kusurlarını kapatmalıdır. Hem birbirlerine karşı hoşgörülü ve affedici olmalı, hem de iki tarafın âilelerinden kaynaklanabilecek kusurları engin bir müsamaha ile affedebilmelidir. Zira en küçük meseleler bile üzerinde durula durula büyür. İncir çekirdeğini doldurmayacak basit meseleler dolayısıyla nice güzel yuvaların yıkıldığına çok kere şâhid olmuşuzdur. Akıllı ve firasetli olan âilelerde ise, en büyük meseleler bile küçülür, küçülür, âdeta bir “yok” hükmüne dönüşür.

Huzur ve saadet dolu bir yuvada yetişen çocuklarda, mutlu olurlar. Durmadan stres içinde yaşamaz; hayata karşı içlerinde kin, nefret ve öfke biriktirmezler.

Anne ve babalar, güzellikleri önce kendi şahıslarında uygulamalı ve çocuklarına örnek olmalıdırlar. Çocuk, anne ve babaya sevgi ile saygıyı, komşu ve misafirlere ikram ve ihtiramı, büyüklere hürmet, küçüklere merhameti hep âilede öğrenir.

Evlerimiz, Allâh’ın ve Rasûlü’nün öğrenildiği, öğretildiği birer küçük mektep olmalıdır. Çocuklarımız, bu dershânede, en güzel muallim olan anne ve babalarından, Allâh’ı ve Rasûlü’nün örnek ahlâkını öğrenmelidirler.

Kısacası, gönüllerdeki mutluluk evlere, evlerdeki mutluluk ise bütün mahalle ve sokaklara taşmalı; insanlık, Müslümanların gönül hânelerinin şefkat, merhamet ve muhabbeti ile huzura kavuşmalıdır. Cenâb-ı Hak, bizim yuvalarımıza da bu ilâhî sekinet ve huzuru nasib eylesin. Âmin.

Zahide Topcu 

maxresdefault

Osmanlı toplumunda, bir misafirlik adabı vardı. Şimdiki bazı modern ailelerde olduğu gibi, misafirlik bir yük, bir külfet olarak değil, bilâkis bir huzur, bir mutluluk kaynağı olarak karşılanırdı. Ev sahipleri, büyük bir edep ve incelikle,misafirlerini karşılar, onları evin en güzel yerinde, misafir ederlerdi. Evde ne varsa, en güzel yiyeceklerini misafirlerine ikram ederlerdi. Büyükler, küçüklerin hatırını sorar, onlara hayır dualar ederlerdi. Misafirlikte asla şikâyet edilmezdi. Hele dedikodu, birilerini çekiştirmek, söz konusu olmazdı. Onlar bilirdi ki, Allah şikâyet edenin derdini, şükredenin nimetini artırırdı. Peygamber Efendimizin, “ya hayır söyle, yahut sus.” Hadis-i Şerifine göre öyle güzel bir sohbet ortamı olurdu ki, gerek misafirler, gerek ev sahipleri, güzel, tatlı, hoş bir huzur ortamını yaşarlardı. Misafir, edep ve huşû içinde müsaade isteyip kalkarken, ev sahipleri, daha büyük bir edep, zarâfet ve estetik içinde onları uğurlarlardı. Ve şeref verdiniz, ihyâ ettiniz, gene bekleriz derlerdi.
Sabri Tandoğan

http://www.zaman.com.tr/aile-saglik_omrunuz-erteleme-arafinda-gecmesin_2219008.html

1480668_278578082296716_1541177706_nMasada duran projenizi henüz çizmediniz mi? Yıl sonuna yetişmesi gereken tez yazımına daha başlamadınız mı? Yemek ve temizlik için daha çok vaktiniz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Bütün bunları istemsiz olarak ertelediğinizi düşünüyorsanız, bu haberimiz sizin için! Zira erteleme; bir hastalık değil, disiplin sorunu. Yapılması gereken işleri ertelemek, toplumda yaygın olarak görülen alışkanlıklardan biri. Hemen hemen tüm argümanlar hazır olsa da yapılacak işin başına oturamamaktan şikayet edilir her zaman. Bu erteleme sorunu sabah uyanırken kurulan alarmdan sınav döneminde çalışmaları son güne bırakmaya, bilgisayar güncellemesinde hâlâ eski programı kullanmaktan en riskli işlere dahi bir türlü başlayamamaya kadar birçok yerde ortaya çıkıyor.

Toplum içinde ‘erteleme hastalığı’ olarak bilinen bu durum, psikiyatrik hastalıklar listesinde yer almıyor. Bu sebeple bir hastalık olarak adlandırılmıyor. Ertelemenin, daha çok bireyin hem kendisini hem de sonuçları itibarıyla çevresindekileri zor durumda bırakan bir disiplin sorunu olduğunu söyleyen Psikolog Yasemin Eyüpoğlu, kronik hale gelen bu durumun mükemmeliyetçilik ve kaygıdan kaynaklandığını belirtiyor. Eyüpoğlu, “İnsanın en iyisini yapma çabası ortaya bir şey koyamama düşüncesine dönüşebilir. Birey zihninde o kadar çok alternatif ve en iyisini yapabilme hedefi geziniyor ki, bütün bu ihtimalleri yerine getirmek ya zaman alıyor ya da bir yerde çıkan bir sorunla ilerleme tıkanıyor. ‘En iyisi olmayacak’ düşüncesi bu işi zihinde erteliyor.” diyor.

Sürekli erteleme sorunu yaşayan insanların ‘Ya yanlış olursa, ya eksik olursa, ya eleştiri alırsam’ gibi kaygılar taşıdığı için bu durumun kişiye sürekli zihinde erteleme komutu verdiğini kaydeden Eyüpoğlu, “Bu kişiler tembel değil, hata toleransının zayıf olduğu kişilerdir. Aşırı kaygılı insanlarda görülen nevrotikliğin bu durumla bir bağlantısı olabilir.” ifadelerini kullanıyor.

ERTELEME SORUNU ÖFKE PATLAMASINA DÖNÜŞEBİLİYOR

Eyüpoğlu, bu kişilerin yapacakları işleri ertelediklerinde kaygılarının daha da arttığını ve depresif duygulanımlar ile birlikte öfke patlamalarına dönüştüğünü söylüyor. Yasemin Eyüpoğlu, kaygının erteleme hastalığının hem sebebi hem sonucu olduğunu belirtiyor. Psikolog Eyüpoğlu, ebeveynin ‘Seni severim ancak başarılı olursan, seni takdir ederim ancak hata yapmazsan, sana değer veririm ancak birinci gelirsen’ gibi şartlı sevgi, ilgi ve takdirlerinin çocukta ortaya koyacağı performansla ilgili kaygı oluşturduğunu dile getiriyor. Ertelemenin genelde çocukluğunda kendisini ispatlama çabası içinde olan veya bir şeyleri zor elde etmiş bireylerde görüldüğünü aktaran Eyüpoğlu, “Çocuk bazen de kendisine bir kural oluşturabiliyor. ‘Hata yaparsam, annem üzülür, babam beni sevsin, kimseyi üzmeyeyim, abim gibi olayım, öğretmenim kızmasın’ gibi. Yani çocukta oluşan takdir görme, kabul edilme, huzur bulma gibi ihtiyaçlar da onu bu duruma sokabiliyor. Bu durum da yetişkinlikte erteleme olarak ortaya çıkıyor.” diyor. Böyle bireylerin bir uzmandan yardım almasını öneren Eyüpoğlu, “Eğer şu an bu haberi okuyor ve bu durumdan muzdaripseniz hemen kalkıp randevu alın, ertelemeyin.” diyor.

Nihal Polat

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com