Tefekkür-Deneme ve Makaleler Archive

11230587_10204660849833198_3992274354472051944_n

Bişr-i Hâfî ömrünü ilim öğrenmek ve öğretmekle geçiren bir maneviyat büyüğü, bir tasavvuf üstadıdır. Tasavvuf mesleğinde ileri derecelere ulaşan bu mübarek zat, (H. 227) yılında Bağdat’ta rahmet-i Rahman’a kavuşmuştur. Geriye menkıbelerle dolu örnek bir hayat, özel ve güzel söz ve nasihatler bırakarak gitmiştir. Kitaplık çaptaki sözlerinin bazılarını birlikte okuyacağız bugün inşallah. 
Dünyada meşhur olma arzusuna kapılan kimse, asıl ahirette meşhur olma gerektiğini hissedemez. Bu sebeple dünyada meşhur olan nice kimseler var ki, ahirette meçhul kalırlar! Sakın sen de dünyada şöhret peşine düşüp de ahirette tanınmayanlardan olmayasın!- Şöhreti çok seven kimse, Allah’ı çok sevdiğini söyleyemez.- Övülmekten çok hoşlanmak, zeka eksikliğine işaret sayılır.- Dünyâ ve âhirette kederlerden kurtulmak isteyenler, kötü ahlâk sâhipleriyle yakınlık kurup da onlarla haşır neşir halde bulunmamalılar. Çünkü kötü ahlak sahipleriyle birlikte yaşamak kötü koku üretenle birlikte yaşamak gibidir. Kendinde kötü koku olmasa da yanındakinden kendisine kötü koku siner, kötü kokulu adam haline gelir.- İmam-ı Evzâî der ki: Bir zaman gelecek ki, gönülden dost olabileceğin kardeş, helâl sayabileceğin lokma ve sünnete uygun yaşayan örnekler görülemez hale gelinecektir. Asıl Müslümanlık da işte o zor zamanın Müslümanlığı olacaktır.-Allahü Teâlâ’ya yakınlaşan kimse insanlara yaranma ihtiyacı duymaz.-İnsanların sırlarını ortaya çıkaracak sorular sorma. Bir gün senin de sırlarını ortaya döken kimseler çıkar ortaya. Böylece yaptığının aynısıyla muamele görme adaleti tecelli eder senin hakkında da.-Peygamberimiz ve sahabesine olan sevgini, güvendiğin amelin olarak düşünebilirsin. Çünkü peygamber ve sahabe sevgisi saf sevgidendir. Onlarda bulanıklık olmaz. -Âdemoğlunu dünyada takip eden musîbetlerin başında, sevdiklerinden ayrılması gelir.-Bir kimse bize, hadîs anlat dediği zaman, anla ki, bize kolaylık göster, demek istiyor. Hadisler hep kolaylıklar talim ve telkin eder.-Makâmların en yükseği, ölünceye kadar mütevazı hayatta kalma makamıdır. Bu sebeple mütevazı yaşayan insan hep yüksek makamda yaşayan kimse demektir.-Bir kul Kur’ân-ı Kerîm’i hatmederse, melekler onun iki gözü arasını öperler ‘Alnı öpülecek kimselerden oldun şimdi sen’ derler.-Kişi öfkesini yenmeye alışmadıkça takvâ da tutunamaz. Öfke öyle bir yangındır ki girdiğinde kazandığın takva amellerini tümüyle yakıp kül eder.-Ana ve babanın evlatlarına duaları, bir peygamberin ümmetine olan duası gibidir.-Akıllı kimse, hayrı ve şerri bilen kimse değildir. Akıllı kimse, hayrı gördüğünde ona tâbi olan, şerri gördüğünde de ondan uzaklaşan kimsedir.-Kötülüklerini gizlediğin gibi iyiliklerini de gizlemeye gayret et ki, riyaya kapı aralamayasın.-Dün öldü, bugün can çekişiyor, yarın da doğmadı. Öyle ise şu anı değerlendirecek işler yapmaya bak. Şayet gelecekte yaparım diyerek kendini aldatanlardan olmak istemiyorsan.-Bişr-i Hâfî hastalığında ziyaretine gelenlere şöyle bir misal verdi: ‘Bir karınca yazın taneleri toplar, kışın yerdi. Bir gün topladığı taneyi yemek üzere ağzına aldığı sırada havadan inen bir kuş ağzındaki taneyi kapıp yukarıya uçtu. Karınca böylece topladığı şeyi ağzına almasına rağmen yiyemedi. Dünyada insanlar da böyledir. Mal ve servet toplarlar ölüm kuşu gelip o kimseyi alır da topladıkları dünyalıkları hep başkalarına kalır, kendisine de hesabını vermek düşer.’
Ahmed Şahin

sen

Ârif ve olgun insan, hayatın mânâsını anlayan, insanlara sevgi, saygı, şefkat, anlayış ve hoşgörü ile bakan kişidir. Ken­dimizin olmayan boş ve anlamsız hayatlar yaşıyoruz. Hayatın pozitif ve negatiften meydana gelen bir sentez olduğunu bil­meden, yaşadığımız olayları anlamamız, o insanlara doğru, ger­çekçi bir yorum götürmemiz imkânsızdır. Bu hayatın, varoluşun diyalektiğidir. Bilirsiniz, konserden önce akort yapılır. Bu sıkıcı başlangıca katlanmak zorunludur. Bunun gibi mânevî hayatı­mızın da akorda ihtiyacı vardır. Modern yaşayış, saygıyı, ince­liği, nezaketi ve zarafeti yok ediyor. Çünkü hızlı yaşayış, mânâ güzellikleri ile beslenecek imkânı insanlara bırakmıyor. İnsan gıdasını alacak zaman ve mekâna ulaşamıyor.

Sabri Tandoğan

kurbann

Bitkiler hayvanlara, hayvanlar da insanlara kendilerini feda ve kurban ederken, insanoğlu kendini Allah’a adayabilecek, O’nun uğruna kendini feda edebilecek, O’nun Medeniyetinin kıyamete kadar devam etmesi için kendini kurban edebilecek mi?
Her kurban bayramı gelince, ve kurbanların kanları ağaçlara ve taşlara saçıldıkça içine girmemiz gereken düşünce ortamı, bu değil mi?
Metafizik deyip geçecek, burun kıvıracak bazıları. Evet, metafizik. Ey materyalist, şunu bil ki, senin insan olduğun halde bu metafiziğe ait duygulardan mahrumluğuna karşılık, kurban edilmek için yere yatırılıp kanı akıtılan hayvanın teslimiyet ve tevekkülünde lisan-ı hal ile söylediği, duygularında adeta metafizik âlemden gelip ruhumuzu aydınlatan, parıltılar, ışıklar, yer ve göğü tutan merhamet çınlayışları ve çağıltıları var.

Sezai Karakoç

gıybet

Gıybetin asıl zararı insanın dikkatini kendinden başka tarafa çevirmesidir. Başkalarını kötüleyen kendini unutur. Her insan önce kendi kusurlarını görmeli, başkalarından önce kendini ıs­lâh etmelidir. Her insanın hayat tecrübesi kendine göredir, ken­disi tarafından bilinir. Hakikati arama yolundan insanı uzaklaştır­dığı için Yunus gıybet konusunu ısrarla işler, gıybet insanı Allah’tan uzaklaştırır. Çünkü kendi özünden uzaklaşan Allah’tan da uzaklaşır.

Sabri Tandoğan

11754945_820082434780135_7158238028122592631_n

 

İbrahim bin Edhem Hazretlerine sormuşlar:

“-Ettiğimiz dualar neden kabul olun muyor?”

Hazret buyurmuş ki:

“-Hakk’ı bilirsiniz, buyruğunu tutmazsınız! Peygamberi bilirsiniz, sünnetleri yerine getirmezsiniz! Kur’an okursunuz fakat onunla amel etmezsiniz! Hak tealanın nimetlerini yersiniz, şükrünü eda etmezsiniz! Cenneti bilirsiniz onu kazanmak için gayret etmezsiniz! Cehennemi bilirsiniz, endişe duymazsınız! Ölüm vardır dersiniz, hazırlanmazsınız! Atanız-ananız ve ölülerinizi kendi ellerinizle kabre koyarsınız, lakin ibret almazsınız. Böyle olunca bu kadar gaflette olan bir kimsenin duası nasıl müstecab ola!”  

Tezkiretü’l-Evliya, s.40

11009962_826035900851455_296944725069048205_n

Allah dostları, bir gece bir dost evinde toplanmışlardı. Orada bulunan bir hanımefendi, manevi büyüğe döndü, “efendim” dedi, “hayat gittikçe zorlaşıyor, çevremiz negatif insanlarla dolu, artık insanlar bir araya gelince, söz dedikoduyla açılıyor, dallanıp budaklanıyor, bu minval üzere gidiyor, orada bulunanlar, ister istemez, kirleniyorlar. İçlerindeki ışık kayboluyor. Sonra herkes tatsız tuzsuz, yorgun argın evine dönüyor. Bu durumda bizler ne yapabiliriz, kendimizi nasıl koruyabiliriz?
Hanımefendinin sorusu burada bitmişti. Cevap ister gibi, manevi büyüğe baktı. O, her zamanki tatlı ve yumuşak sesiyle, “yavrum” dedi, “burada önemli olan bir nokta var. Kötülük, senin sınırına geldiği zaman, orada duruyor mu, durmuyor mu, ona bak sen. Unutma ki, herkes kendinden sorumludur. Lokantaya gittiğin zaman dikkat et, her masa kendi hesabını, kendi ödüyor. Kimsenin hesabı kimseden sorulmuyor. Bizim dikkat edeceğimiz nokta budur. Şu insan, şu kötülüğü yapmış, bu insan bu günahı işlemiş, bize ne bundan önemli olan kendi dünyamızı kurabilmek ve o dünyada mutlu, huzurlu, güzellik içinde yaşayabilmek.
Birlikte yaşayan insanların birbirlerinin kıymetini bilmeleri, birbirlerine sevgiyle, saygıyla, edeple yaklaşmalarından, birbirlerinde kusur değil, meziyet aramalarından daha güzel ne olabilir? Yunus Emre, “sevdiğimi demez isem, sevgi derdi boğar beni” der. Fazıl Hüsnü Dağlarca, “insan sevince, sevdiği şey kadar güzel” der. Yunus Emre, “aşk gelicek, cümle eksikler biter” der.
Hz. Yusuf’u kardeşleri kuyuya attılar. Ama o, kuyuda bile kardeşleri için hayır dua etti.
Hz. Yusuf’u hiçbir suçu olmadan, haksız yere zindana attılar. Ama o içindeki İlâhi aşkla, zindanı bile gül bahçesine çevirdi.
Yapılacak en güzel hareket, uğradığımız haksızlıklara, iftiralara, kara çalmalara, vefasızlıklara, kıskançlıklara rağmen yine de, tertemiz, bir beyaz gül gibi yaşayabilmek, yine de herkes için, hayır dualar edebilmektir.


Sabri Tandoğan

http://gencdergisi.com/4122-gecen-zaman-degil-biziz-aslinda.html

Hep onun kaybolmasından bahsederdik ya da hep onun ilerlediğinden. İnsan yavaş yavaş anlıyor. İlerleyen de, gelip geçen de zaman değil aslında. Zaman hep var, her gün tekrarlıyor kendini. Bugün benim için dursa yarın yeni doğan bir bebek için var. Zaman hiç geçmiyor, biz zamanın içinde gelip geçiyoruz. Geçiciyiz. Çünkü biz, bu Dünya’da sadece anlık anılardan ibaretiz.zaman

Yaşadıkça anlamaya başladım ki insanla zaman düşmandır birbirine. Hayatımıza hakim olmaya kalkar zaman, bizse kendi hayatımıza kendimiz yön vermek isteriz. Ama kim becerebilmiştir ki zamanla başa çıkmayı? Hangi insan üstün gelebilmiştir zamandan? Kendimizi kandırmayalım, yaşayan tek varlık odur aslında. Bizse onun Dünya’da bıraktığı parça pinçik anılardan ibaretiz. Milyarlarca insan, zamanın hatırasıdır yalnızca.

Zamanın hayatındaki birkaç anı olduğumuzu bile bile, bize verilen bu tek şansı değerlendiremiyoruz.

Geçmişin de hakimi değiliz, geleceğin de. Bizim için sadece şu an var. Zamanla anlaşmanın, onun hayatında onunla mutlu bir hayat sürmenin tek yolu budur aslında. Tek yolu, bugünde yaşadığımızı, her anımızın lütuf olduğunu bilmektir.

Oysa geçmişte yaşayıp gelecekte kaybolur insanlar. Geçmişte yaşarız, çünkü geçen her an şimdikinden daha kıymetlidir. Neden? Çünkü dönemeyeceğiz bir daha o ana. İmkânsızdır bizim için geçmişe gitmek ve imkânsız olandır, insana tatlı gelen. Peki gelecek? Gelecek de hep soru işaretleridir. Geleceği düşündükçe korkarız yapacağımız hatalardan, kurduğumuz hayallerin boş çıkacağından. Gelecek bir kaygıdır, endişedir. Korkudur gelecek ve korkular insanın peşini kolay kolay bırakmaz.

İşte bu yüzden yaşayamıyoruz bu anımızı. Zamanın içinde kaybolup gidiyoruz. Anlayamıyoruz bir türlü. Zamanın hayatında misafir olduğumuzu.

Gelip geçmekte, ilerlemekte, bitmekte insana özgü sıfatlardır aslında. Ama biz söylemeye dilimizin varmadığı tüm sıfatları zamana yüklemişiz bir ömür boyunca. Acıları zamanın geçirmesini beklemişiz, zamanla gelecek olan güzelliklere bel bağlamışız, zamanın getireceği kötülüklerden korkmuşuz. Zamana tüm kozları kendi elimizle, dilimizle vermişiz.

Yüzleşmemiz gereken her şeyden öylesine korkmuşuz ki ona güvenmişiz. Ne kadar garip. İnsanlar en büyük düşmanlarına bel bağlıyorlar bir ömür boyu.

Gerçeklerin farkına zaman bizleri uğurladığında varabileceğiz. Biz gideceğiz ve zaman yaşamaya devam edecek. Koskoca bir ömre anın değerini hiç bilemeden veda edeceğiz.

Zamana ne kızabiliriz, ne küsebiliriz. O her an biteceğimizi hatırlatıyordu bize. Geriye dönemediğimiz ve gelecekten korktuğumuz her an, şimdiye bakmamız için ısrar ediyordu aslında. Biz zamanı çok yanlış tanıdık. Ne yaparsak yapalım hala geçenin zaman olduğunu düşüneceğiz. Ne kadar yazarsam yazayım geçmişimi özleyip geleceğimden korka korka güzellikler bekleyeceğim. Zamanın içinde ilerlerken geride bıraktığım her anın benden bir parça olduğunu bilerek. Yine de zamana güle güle diyerek kendimi kandırmaya devam edeceğim.

Sebahat Meraki

 

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com