Ey Sema Mavi Mendil, Kutlu Nebi’nin Alnını Sil

64032_358775177477202_706768976_n

İnzivâ bir nevi doğum sürecidir. Sel gibi akıp giden olayları dizginleyip, etrafında girdap gibi döndürdükten sonra yeni bir mecraya koyan insanlar kendi dünyasına genellikle inzivada doğarlar. Cemiyetin kriz haline gelmiş problemlerinden oluşan hamlini kafalarına sarıp, doğum gününü sıkıntı içinde bekledikleri “karar-ı mekîn”in adı ise ekseriyetle bir mağaradır. Bu manada Allah Rasulü’nün birisi “Hira” diğeri de “Sevr” olmak üzere iki mağarası vardır.

Mağara faslı Hz. İbrahim dini üzere ibadet etmek için Efendimiz’in Nur Dağı’na çekilmesiyle başladı. İbni Hişam’ın verdiği bilgilere göre bazen ailesini de yanına aldığı olurdu. İbadet için insanlardan uzaklaşmaya Mekkeliler arasında “tehannüf” denilirdi.

Efendimiz tehannuf için Hira mağarasına çekilir, orada ibadet eder, tefekküre dalardı. Konumu itibariyle sırtı Mekke’ye yüzü ise güneşin doğduğu istikamete dönük mütevazı kovuk, Mekke’nin “el-Emin”i, Abdullah’ın yetimi, istikbalin “Efendisi” Hz. Muhammed’in secde, vecd ve istiğraklarıyla güneşin Rabb’inden gelecek ilahi tayflara mazhar olma yolunda adım adımdı… Derken cemre düşüverdi. Ruhları zemherir gibi kasıp-kavuran şirkin yerini, imanın rengarenk baharına terk etme zamanı yaklaşıyordu. Hayat suyu mahlukata yürümüş, ağaçlar, taşlar şevke gelmişti.

Varlık, kâinat kitabını bir bir şerh etmek üzere hazırlanan Marifet Sultanı’nı selamlama yarışına girmiş, “Esselamu aleyke ya Rasulallah” selamlarıyla teslimiyet arzına başlamışlardı. İstikbal, O’nun emin ellerine en gizli sırlarını teslim etmiş, ertesi gün olacak hadiseleri geceden rüyalarına sunmayı itiyat haline getirmişti. Taşlardan daha katı kalpleri Rahman’ın tecelligâhı haline getirmek üzere hazırlanan terkipler ise hususi bir elçiye teslim edilmişti. Elçi, bir gece vakti, Hira’da bulundukları esnada teşrif ediverdi.

Teslim, emanetin ağırlığını en ince ayrıntılarıyla hissettirecek şekilde gerçekleşiyordu. Getiren semavâtı kaplamışçasına heybetli, alan ise ürperti içinde tiril tirildi… Ve semavî sandukça açıldı: “Oku! Rabb’inin adıyla… Ki.. O yarattı. O yarattı insanı “alak”tan. Oku! Rabbin “Ekrem”dir… O Rab ki Kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti…”

Aylardan Ramazan, yıllardan 610’du. Hira’da beşeriyet tarihi için yepyeni bir sayfa açıldı… Kureyş, Ebu Talib’i baskı altına alarak Efendimiz’i yalnız bırakmaya zorladığı zaman, Ebu Talip, onu terk etmeyeceğini bir şiirinde şöyle ilan etti: “Sevr’e ve onun mekanına, Sebir dağına ve onu sabit kılana, Hira’ya çıkmak için ona yükselene ve inene yemîn ederim.”

Aradan yaklaşık 13 sene geçmişti, işkence, çile ve baskılarla geçen yılların ardından yine bir gece, Alemlerin Efendisi yanına Hz. Ebu Bekir’i alarak sessizce müşriklerin arasından Medine’ye doğru süzüldü. Takip ihtimalini hesap ederek, Cidde istikametine yönelmişlerdi. Yolları “Sevr mağarası”na uğradı. Orada üç gün kaldılar. Abdullah b. Ebu Bekir gündüzleri Mekkelilerin arasına karışıyor, onların neler düşündüğünü öğrenerek haberleri akşam mağaraya getiriyordu. Amir b. Füheyre ise koyunları Abdullah’ın geçtiği yerlerden sürerek izlerini kaybediyordu. Esma bint-i Ebu Bekir’de mağaraya yiyecek taşıyordu. 13 yıllık çile hayatı yeni bir doğumun şartlarını hazırlamıştı.

Hira’da ilk mesajla buluşan Kutlu Nebi Sevr’de iman, teslim ve tevekkülün şahikalarında arz-ı endam edecekti. Mekke hayatının hesabı yine bir mağarada görülecek ve iman tohumunun semereleri gün yüzüne çıksın diye Sevr’in kapısı aralanacaktı. Arz bu çıkışa Sevr’le eşlik ederken insanlık da Sıddık-ı Ekber’le O’na refakat şerefine ermişti. Müşrikler adım adım mağaraya yaklaşırken ayak sesleri endişeye dönüşüp, Hz. Sıddık’ın kalbine damlıyordu. “Ya Efendimiz’e bir şey olursa” hafakanlarıyla Hz. Ebu Bekir’in kalbi kıbleden esen rüzgarla köpürerek ayağa kalkmış bir denizi andırıyordu. Efendimiz ise bitmiş bir cümlenin noktasını koyuyor gibi, gayet sakin, “Üzülme Allah bizimle beraberdir.” demekle yetiniyordu. Ve dalgalar diniyor, deniz duruluyor, Sevr mağarası, Alemin Efendisi’nden (sas) sonra külli fazilet noktasında ümmetin en hayırlısının doğumunu yaşıyordu. Maneviyat erbabına göre bu doğum aynı zamanda Sevr meşimeninden velayetin doğumu anlamına geliyordu.

Hamdullah Öztürk

Yanıtla

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com