Bakmak Archive

Bakmak

Yanılıp da, yalnızlığa inanma,
Bir sâhibin var ki; uzakta sanma,
Her baktığın yerde, görünür amma;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün…


Bilir misin nedir, gönül gözyaşı?
Her madde zerresi; mânâ sırdaşı,
Görmüyorsan eğer, zikreden taşı;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün…


Yaşamaktan bir tad, alamıyorsan;
Nefes sevinciyle, dolamıyorsan;
Ruhuna bir gıda, bulamıyorsan,
Nasıl baktığına bağlı gördüğün…


Bir hayat başlar ki; hergün yepyeni,
Bırak, dolsun güneş, aç pencereni.
Sarmıyorsa eğer, o renkler seni;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün…


Yazdan sonra bahar, kış geldi derken;
Zaman, bir sel gibi, akıp giderken;
Hâlâ diyorsan ki; “daha çok erken.”
Nasıl baktığına bağlı gördüğün…


O bastığın toprak; bedenin teni,
Üstünde tüylenir, yeşil çimeni.
Düşündürmüyorsa, bu gerçek seni;
Nasıl baktığına bağlı gördüğün…

  
Cengiz Numanoğlu

IMG_3012947846351

“Var mı vaktin hüznüm için
Beyrut katliamından sonra
Bir pazar günüm olmadı hiç.”

|Nizar Kabbani

Azalarak yaşıyor, umutlarımızla artıyoruz. Hengâme salıncağına binmişiz, kimin salladığını bilmeden, düşünmeden, merak etmeden yol alıyoruz. Ne tahammülümüz var İnsan’ a, ne de İnsan’ ı sarıp sarmalayan bir sevgimiz. Dışımız İnsan’la alışveriş içindeyken, içimiz İnsan’dan çıldırırcasına kaçıyor. İçimiz İnsan’ ın sevincine uzak, içimiz İnsan’ın hüznüne yabancı düşüyor. Yollarımız kesişmiyor bir türlü.Kaç tamamlanmamış dostluklar bıraktık hayatın odalarında.Cesaretimizi toplayıp dönüp ardımıza bakamadık sonra, vicdanın sesini dinlemek kolay olmuyordu ne de olsa.

Bizim hanemizde İnsan’ a bir adım eksik durmak, kardeşliği yarım bırakmak demekti. Bir acı varsa sofraya konulur, herkes bir ucundan tutar, teselli sürerdi acıyan yanlarına. Bir sevinç varsa konulur sofraya, neş’e paylaştırılırdı her talib olana, paylaşıldıkça bereketlenir umuduyla.Sonra bir duygusuzluk, habilî bir nefes, bıçak gibi kesiverdi paylaştığımız ne varsa. Kimimiz baktı, gördü ve haykırdı, kimimiz baktı ve sustu. Artık insanlar ikiye ayrılıyordu : Bakıp görüp, sessiz kalmayanlar. Sadece bakıp, susanlar… Eğer bir yerlerde sizi görmeye çağıran sesler duyuyorsanız tereddüt etmeden koşun. O gerçeğe ve sorumluluğa çağırıyordur çünkü. ” Bakmak ve görmek tüm mesele bu. ” cümlesini çok kullanırız birbirimize. Bakmak ve görmek ayrımında bir şeyler yatıyor belli ki. Bilinçsizce kullanışımız bu ayrımı görmeye, farketmeye engel. Bakmak kabuğa odaklıyken, görmek kabuğun ardına teşnedir. Kabuğun ardındakine meyillidir her zaman. Bu yüzden bakmak gözün işi, görmek kalbin işidir. Görmek insanı harekete geçirir, “bir şeyler yap” sinyalini verir. Uykuya dalmış duygularımız görmeyle uyanık hale gelir. ” Uyandırılmayı bekleyen rengarenk düşlerim var benim. ” diyemiyorsa insan, kalbinin görme yetilerini kaybetmiştir. Bundandır Kitab’ın “Gözler değil, kalpler kör olur” deyişi.

Hayatımız ” Derken ömrü tükettik bir hiç uğruna…” mısrasına dost olmamalı. İyilik içimizde afacan bir çocuk gibi kucak ararken, zamanlar, günler, dakikalar bir hiç uğruna harcanmamalı. Bir pazar düşü kuralım mesela… Dedelerin mütebessim bir çehreyle torunlarını seyrettiği, babaların iş dönüşü, eve ekmek götürme telaşında hızlı ve mutlu adımlarla yürüdüğü, annelerin “bu yemeği pek severler” diyerek evlatlarına sofra kurduğu, kalem ve defterlerine kan bulaşmamış çocukların insanlığın iyileşmesi için çabaladığı, bebeklere kefenlerin değil kundakların yakıştığı, bir pazar düşleyelim. Anlatmak yaşamaktan inan ki daha zor; bu zor eylemi gel beraber göğüsleyelim: Bir pazar günü…

H. Ebrar Akbulut

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com