Ev Archive

eş

Evlilik ‘ben’den ‘biz’e atılan bir adımdır. Evlenmeden önce gözlerinizi dört açın. Ama evlendikten sonra da bir gözünüzü kapatın. Evlilikte eşler birbirlerinin rakibi değil; rızaya giden yolda birbirlerinin hayırhah dostları olmalı. Eşler akşam eve geldiklerinde kapıda ayakkabılarını bıraktıkları gibi günlük sıkıntıları da yuvalarının önünde bırakmalı ve karşılıklı hatalar örtülmelidir.

Evlilik hayatta yaşanan en önemli süreçlerin başında gelir. Hayatın gayesini anlamadan evliliğin gayesini anlamak mümkün değildir. Öncelikle içerisinden bir defa geçtiğimiz hayat, bir rıza yoludur. Hakk’ın rızasının arandığı ve kazanıldığı yer olan yaşamda evlilik bir yoldaştır. Ayrıca evlilik, tefekkür melekesini kullanan bir topluma Cenâb-ı Hakk’ın varlığını ve kudretini öğreten bir okuldur. (Rûm, 21)

Kendisini tanıyamamış, rüşdünü ispat edememiş bireylerin kurdukları evlilikler, eşler için perişanlık, millet için ise sonuçları itibarıyla onulmaz bir yaradır. Evlenecek kimseler bu önemli olayda birbirlerinin dış görüşüne ve servetine değil; ruh güzelliği, ahlak anlayışı ve karakter sağlamlığı gibi kıstasları öncelemelidir. Zira Allah’ın insanın fiziki özelliklerine değil; gönül dünyasına nazar ettiğini bildirmesi (Müslim, Birr ve Sıla, 34) düşünülmesi gereken açık bir uyarıdır. Adaylar ve aileler birbirlerini çok iyi tanımalıdır. Meçhuller üzerine yapılan akit, nasıl hukukta neticesiz ise bilinmezlerin ve bilgi boşluğunun olduğu evlilikler de boşanma gibi Allah’ın sevmediği sonuca ulaşır ve eşlere hayat boyu sıkıntı doğurur.

Eş adayları genelde aynayı önce kendilerine tutup kendi eksiklerinin farkına varmak varken karşı adaydan mükemmellik beklerler ve çıtayı yüksek tutarlar. Evlilik için kusursuz olan bir eşin aranması açmazdır. Çünkü dünyada kusursuz bir insan yoktur. Evlilik öncesi adaylar gözleri dört açmalı fakat evlendikten sonra artık bir gözünü kapamalıdır. Evlilikte eşler birbirlerinin rakibi değil; rızaya giden yolda birbirlerinin hayırhah dostlarıdır.

Eşler akşam eve geldiklerinde kapıda ayakkabılarını bıraktıkları gibi günlük sıkıntıları yuvalarına sokmamaları gerekir. Eşler mutluluk hazinesi olan yuva için en azından bir oyuncu kadar kendilerini bir rol değişimine zorlamalıdır.  nikah

Basit konulardan dolayı eşler birbirlerini üzmemeli. Hz. Peygamber (sas), “Kimse eşine kin beslemesin, zira onun bir huyunu beğenmezse diğer huyunu beğenir.” (Müslim, Radâ’, 61) buyurur. Karşılıklı sitem ancak dini açıdan olmalıdır. Sabır ön planda olmalı, eşimizin arzu etmediğimiz bir tavrı karşısında onun güzel bulduğumuz ve takdir ettiğimiz yönleri hatırlanmalıdır. 

Yeri geldiğinde settâr olmalı, karşılıklı kusurlar örtülmelidir. Hz. Peygamber (sas), “Sizin en hayırlınız aile fertlerine en iyi olanınızdır. En iyi olanınız da benim.” (İbn Mâce, Nikah, 50) buyurmuştur. Doğal olarak eşlerin birbirlerinin her isteğini yapmaları mümkün değildir. Çünkü her arzunun karşılık bulacağı yer cennettir. Dünya değil. Zira her isteğin tatmin edilmesi mutsuzluk getirir.

Bir kırgınlık halinde ilk adımın karşıdan gelmesi için beklenti haline girilmemeli ve empati yaparak eşimizi anlamaya çalışmalıyız. Çatışma durumunda “Allah’ım ben haklı isem eşime doğruyu; eğer eşim haklıysa bana doğruyu göster!” şeklinde dua etmeliyiz. Özür dilemeden kaçınmamalıyız. Takdir etmekten geri durmamalıyız. Çünkü özür dilemek bize Allah’tan af dilemeyi, takdir etmek Allah’a şükretmeyi öğretir.

Asla genel ortamlarda tartışılmamalı, eşimizin umuma açık bir mekânda hata ettiğinde onuru kırılmamalı.
Harcamalar önce aileden başlanmalıdır. Hz. Peygamber (sas), “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günâh olarak yeter.” (Ebu Davud, Zekat, 45) buyurarak aile fertlerini dara sokan her harcamadan sakındırmıştır. Hülasa evlilik “BEN”den “BİZ”e atılan bir adımdır ve öyle olmalıdır. Her aşamada “BİZ”in terennüm edildiği aile, kendi üyelerine olduğu kadar toplum için de bir huzur ve mutluluk kaynağıdır.

Dr. Mehmet Malkoç

 

 

1957700_296737903814067_1908315854_o

Sâliha kadın, etrafına saadet saçan cennet kokulu bir çiçek gibidir. Kadın zeki olmalı; eşine ve âilesine kendisini sevdirmeyi bilmelidir. Bunun en emin yolu, kocasına itaatkâr ve hürmetli, çocuklarına şefkat ve ilgili olmaktan geçer. Dik başlı, inatçı olmak hiçbir insana bir şey kazandırmamıştır.

Âile saâdeti, çok mühim bir mevzudur. Çünkü erkek olsun, kadın olsun; âilesinde mutlu …olan kimse, genel itibariyle çevresine de mutluluk saçar. Âilesinde mutlu ve huzurlu olmayan kişinin gönlü de yine umûmiyetle gamlı ve dertlidir.
Cenâb-ı Hak, bütün varlıkları çift olarak yaratmış ve birbirine muhtaç kılmıştır. Dolayısıyla insan da erkek ve kadın cinsi olarak çift yaratılmıştır. İkisi, birbirinin ayrılmaz parçası ve birbirini tamamlayıcıdır.

İnsanın aklı, neye itibar ettiğine, neyin peşinde koştuğuna bakarak anlaşılır. Meselâ akıllı bir hanım, hayrı-şerri iyi anlamışsa, geçici dünya hayatındaki zevk ü safa, varlık ve konfora fazla takılmaz; böylece sarayda da olsa, kulübede de gönlü huzur içinde, âdeta iki dünyasını da cennet hayatı hâlinde yaşar. Çünkü dünyanın bütün varlık ve güzelliği, en muhteşem şekliyle de bizim olsa geçicidir, noksandır ve netice itibariyle insanın gönlünü tatmin etmez. İnsan, her şeye sahip olsa, hep daha fazlasını ister. Bu yüzden insanın gönlünü huzura erdirecek tek şey, Allâh’a iman, O’na duyulan muhabbet ve itaattir. Bunun dışındaki hiçbir şey, insanın ruhunu tatmin etmez.

Kadın ve erkekler de asıl saadeti, işte-güçte, makam ve mevkîde, rahat ve konforda aramamalıdır. Bunların sıkıntı ve meşakkati, beraberinde getirdikleri mutluluktan az değildir.

Âilede huzur, eşlerin sürekli birbirlerini dinleyip anlaması ve muhatabının kendisinden ne istediğine dikkat etmesi ile meydana gelir. Hanım, beyinin isteklerini anlamayı ve onları mümkün mertebe cevaplandırmayı öncelik hâline getirmeli; erkekler de hanımlarının gönlüne ulaşacak yollar aramalıdır.

Sâliha kadın, etrafına saadet saçan cennet kokulu bir çiçek gibidir. Kadın zeki olmalı; eşine ve âilesine kendisini sevdirmeyi bilmelidir. Bunun en emin yolu, kocasına itaatkâr ve hürmetli, çocuklarına şefkat ve ilgili olmaktan geçer. Dik başlı, inatçı olmak hiçbir insana bir şey kazandırmamıştır.

Akıllı ve sâliha kadın, kıymet biçilemeyecek kadar büyük bir hazinedir. Allâh’ı ve Peygamberini bilen, kulluğunu lâyıkıyla yerine getirmeye çalışan, kocasına saygı, hürmet gösteren, hayırlı işlerde kocasına itaat edip destek olan böyle bir hanımın kıymetini bilmeyen erkek de, başını duvarlara vursa yeridir. Çünkü kıymeti bilinmeyen, şükrü îfâ edilmeyen nimetler, elden alınır.

Evlilik hayatında, kadın ve erkek birer örtü gibi olmalı; birbirinin eksik ve kusurlarını kapatmalıdır. Hem birbirlerine karşı hoşgörülü ve affedici olmalı, hem de iki tarafın âilelerinden kaynaklanabilecek kusurları engin bir müsamaha ile affedebilmelidir. Zira en küçük meseleler bile üzerinde durula durula büyür. İncir çekirdeğini doldurmayacak basit meseleler dolayısıyla nice güzel yuvaların yıkıldığına çok kere şâhid olmuşuzdur. Akıllı ve firasetli olan âilelerde ise, en büyük meseleler bile küçülür, küçülür, âdeta bir “yok” hükmüne dönüşür.

Huzur ve saadet dolu bir yuvada yetişen çocuklarda, mutlu olurlar. Durmadan stres içinde yaşamaz; hayata karşı içlerinde kin, nefret ve öfke biriktirmezler.

Anne ve babalar, güzellikleri önce kendi şahıslarında uygulamalı ve çocuklarına örnek olmalıdırlar. Çocuk, anne ve babaya sevgi ile saygıyı, komşu ve misafirlere ikram ve ihtiramı, büyüklere hürmet, küçüklere merhameti hep âilede öğrenir.

Evlerimiz, Allâh’ın ve Rasûlü’nün öğrenildiği, öğretildiği birer küçük mektep olmalıdır. Çocuklarımız, bu dershânede, en güzel muallim olan anne ve babalarından, Allâh’ı ve Rasûlü’nün örnek ahlâkını öğrenmelidirler.

Kısacası, gönüllerdeki mutluluk evlere, evlerdeki mutluluk ise bütün mahalle ve sokaklara taşmalı; insanlık, Müslümanların gönül hânelerinin şefkat, merhamet ve muhabbeti ile huzura kavuşmalıdır. Cenâb-ı Hak, bizim yuvalarımıza da bu ilâhî sekinet ve huzuru nasib eylesin. Âmin.

Zahide Topcu 

maxresdefault

Osmanlı toplumunda, bir misafirlik adabı vardı. Şimdiki bazı modern ailelerde olduğu gibi, misafirlik bir yük, bir külfet olarak değil, bilâkis bir huzur, bir mutluluk kaynağı olarak karşılanırdı. Ev sahipleri, büyük bir edep ve incelikle,misafirlerini karşılar, onları evin en güzel yerinde, misafir ederlerdi. Evde ne varsa, en güzel yiyeceklerini misafirlerine ikram ederlerdi. Büyükler, küçüklerin hatırını sorar, onlara hayır dualar ederlerdi. Misafirlikte asla şikâyet edilmezdi. Hele dedikodu, birilerini çekiştirmek, söz konusu olmazdı. Onlar bilirdi ki, Allah şikâyet edenin derdini, şükredenin nimetini artırırdı. Peygamber Efendimizin, “ya hayır söyle, yahut sus.” Hadis-i Şerifine göre öyle güzel bir sohbet ortamı olurdu ki, gerek misafirler, gerek ev sahipleri, güzel, tatlı, hoş bir huzur ortamını yaşarlardı. Misafir, edep ve huşû içinde müsaade isteyip kalkarken, ev sahipleri, daha büyük bir edep, zarâfet ve estetik içinde onları uğurlarlardı. Ve şeref verdiniz, ihyâ ettiniz, gene bekleriz derlerdi.
Sabri Tandoğan

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com