H.Ebrar Akbulut Archive

diriliş İnsan yaşam fiilinin etrafında çocuk, genç, yaşlı sıfatlarını alarak bir ömür sürer. Allah’ tan bir karar olmadığı sürece, insan bu evrelerin hepsini yaşar. Yaşantılarımız farklı kıyılarda, farklı mecralarda akmaktadır. Sır olan nokta da burasıdır. Farklılıklarımızdan “küllerimizden doğar gibi” doğup asıl hedefte birleşmemizdir. Asıl hedef, Allah’ ın yalnızca insana verdiği melekeleri kullanıp, Önderler önderi Peygamberimizin işaret ettiği yöne, iyi/nitelikli/haysiyetli/vicdanlı/aklı hür/melekleri bile aşan bir seviyeye varmaktır. Akıl ve vicdan sahibi her insan görmektedir ki; kurumlar, sistemler hızla çökmekte ve çürümektedir. Eğitimimiz başkalaşmakta, kimliklerimiz ötekileştirilmektedir. Çocuklarımız, gençlerimiz bir boşluk içinde arayışlarda, yaşlılarımız ferasetli değil, çekilmez ve sığ bir anlayış içinde. Oysa insan en yüce, en berrak, en temiz, hata ve günah işlese bile tezinden dönen, iyi ve üstün neredeyse onu alıp kullanabilen bir yetiye sahip olmalı. Çocuklar bu bakışla yetiştirilmeli, gençler bu bakışın izinde olmalı, yaşlılar bu bakışla nasihat etmelidir.

Diriliş Neslinin Öncüleri

Fikir ve dava adamlarımızın hepsi atılgan, araştırmacı, girişimci, cesaretli, okuduğunu anlayabilen, anladığını kullanabilen, üretebilen bir neslin bekleyicisi, inşa edicisi, tuğlasını taşıyıcısı olmuşlardır. Necip Fazıl Kısakürek “Zaman bendedir ve mekan bana emanettir.” anlayışında olmasını istemiştir gençlerin. Her an tetikte, her an sorgulayan, sürekli hayaller kuran değil, kurduğu hayallerin duasında olan, bunun için çırpınan, şuurla ve kararlılıkla ilerleyen bir neslin gelmesi için çalışıp çabalayan fikir adamlarımız ve öncülerimiz, diri bir gençliğin geleceği, ışıyacağı kapıda beklemişlerdir. Sezai Karakoç da bu neslin öncülerinden, diriliş neslinin duacılarındandır. “Her inanmış genç, önce kendi ruhunu arıtmaya çalışmalı, sonra bilgiyle donanmalı, sürekli şuurunu uyanık tutmaya çalışarak İslâm toplumunun dirilişine kendini adamalıdır.”

İnanan İnsan Asla Köle Olmaz

İnanç olduğu gibi inançsızlık da hep var olacaktır. Kıyamete değin inananlar ve inanmayanların kavgası sürecektir. İnanan insan, asla köle olamaz, başkasının buyruğu altında yaşayamaz. İnanan insan durmadan mücadele halindedir. Değerlerine, medeniyetine yakışmayan her türlü yazınsal, şiirsel, medyatik saldırılara karşı tavır almasını bilendir. İnanmış ve köklerine sıkıca bağlanmış olan insanlar için hiçbir alanda durmak ve hiçbir şey olmuyormuş gibi davranmak doğru değildir. “Başkalarına resmen veya fiilen köle olmayı kendi müslümanlığıyla bağdaştırmayıp özgürlüğünü kazanmak için ölünceye kadar savaşmayı islamlığın, müslümanlığın gereği bilmeli. Bunu nefsine ait bir gurur sebebi değil, içinde bulunduğu adlandırılışın, yani müslüman sayılmanın kaçınılmaz bir gereği bilmeli.” Giyim, gıda, eğitim, medya gibi her türlü sektörden saldırılara maruz kalan müslümanlar, bugün malesef kan kokusunun bir türlü gitmek bilmediği kendi topraklarında eziyet görmektedirler. Gözlerimiz ve yüreklerimiz, -daş ekinin her türlüsüyle uyum sağladığı kardeşlerimizin öldürülmesine, zulüm görmesine alışkın ve duyarsız hale getirildi. Dindaş olmamız bizi bağlamıyor artık. Kardeşliğe hiçbir şeyin gem vuramayacağı bilinen bir gerçek, fakat kardeşlik anlayışımız siyasî sınırlarımız kadar daraldı. Başka coğrafyalarda sırf inancı için yerle bir edilen memleketler, pek hatırımızda değil, utanarak söylüyorum ama bir kuru laftan öte pek umrumuzda da değil. Kuran’ ın bize öğütlediği “kardeşlik anlayışımız nerede kaldı?” diye hüzünlenmeden edemiyor insan. Biz biliriz ki “ (Bütün) mü’ minler ancak kardeştir.” Peygamberimiz buyurur ki: ““Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu düşmanına teslim etmez. Kim, mü’min kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, bu sebeple Allah da onu kıyamet günü sıkıntılarının birinden kurtarır. Kim bir müslümanın kusurunu örterse, Allah da Kıyamet günü onun bir kusurunu örter.” İnanan insan, vicdan sahibi insan, elinden gelen tavrın en kuvvetlisini koymalıdır zulme karşı. Her türlü vesileyi kurtuluş ve diriliş için araç edinmelidir, büyük vazifeyi her türlü işlerden elzem görmelidir. “Kızıl ve Kara ile sembollenen sistemlerin esaretlerinden insanlığı kurtarmaktan, mazlum ve masum kardeşlerimi bu kölelikten âzat etmekten daha büyük vazife ne olabilir?”

Pasif Kalmamalı; Ana Kaynaklardan Kopmamalı

İnanan ve İslâm’ ın kentini, şehrini kuracak olan gençler pasif kalmamalı, bilinçlenmeli, benden de ne olur dememeli, ileriye dönük ama geçmişinden de kopmadan hızlı adımlarla yol almalı. Ana kaynakları: Kuran’ ı Kerim ve Hadis-i Şerifleri sac ayağı olarak görmeli; yazılacaksa, çizilecekse, konuşulacaksa, iktisadî, ictimaî, ferdî ne yapılacaksa bu kaynaklardan kopmadan yapmalı. “Doğuyu ve Batıyı bilmeliyim. Eski uygarlıkları derinlemesine incelemeliyim. Yükseliş ve düşüşlerin sebeplerini derinden derine araştırmalıyım. Allah’ ın insanoğluna en büyük nimeti olan İslâm inanç ve medeniyetine mensup olan bir toplum, nasıl olur da bugünkü acıklı duruma düşer? Bunun mutlaka bir veya bir çok sebebi vardır. Bunu bilmeliyim. İşte bütün bu konuları incelemekte ilim benim rehberim olacaktır.” diyen Sezai Karakoç’ un belirttiği gibi ilme kucak açmalı ve ilmi kendine bu bilinçle rehber edinmeli gençlik.

İnanan İnsan Devamlı Teyakkuz Halindedir

İnanan insan, yes bataklığına düşmez, ümitsizlik çukuruna batmaz. İnanan insan her türlü vesileyi kurtuluş için çare niyetine kullanır. Saptırıcı yollara düşmekten kendini korur, ana caddeden ayrılmamak için sürekli teyakkuz halinde olur. Durmaksızın, sürekli işleyen bir bilinçle hareket eder. “Yüreğim milletimin halinden kanlıdır. Böylece bir milletin, İslam milletinin düştüğü acı bölünme, cehalet, maddi ve manevi batış hali beni tarifsiz sıkıntılara düşürür. Ama yine de Allah’ ın rahmeti gelir, beni yes’ e düşmekten kurtarır.” “Bir gün gelecek, yine Yüce İslam Milleti, bilinçlenecektir. Nerelerden nerelere geldiğini öğrenecek ve bu onu uyandıracaktır. Buna en büyük bir inançla inanıyorum.”

Diriliş Genci Peşin Hükümcü Ve Karalayıcı Bir Siyaset Gütmez

İnanan genç, diriliş genci, medeniyetini kuşanır, medeniyetine yakışmayanı “ak sütün içindeki ak kılı seçer.” gibi temizler, ayıklar. Tarihine sahip çıkar diriliş genci. Salt okuma yapmaz, okuduğunu araştırmacı bir hüviyetle ana kaynaklara arz ederek, doğruya ulaşmaya çalışır. Peşin hükümcü ve karalayıcı bir siyaset gütmez. Olumlu ve iyi olanı alıp kullanmasını, ifrattan ve tefritten kaçınıp, orta yol bulmasını bilir. “Sadece mücerret hakikati araştırmakla yetinmem. Tarihin sırlarını da kurcalarım. Peşin hükümlerden mümkün mertebe kaçınmaya çalışırım. Sözlerin ve olayların sadece dış anlam ve yorumlarına takılıp kalmamaya bakarım. İyi yanları seçip kabul ederim. Kayıtsız şartsız kabul veya kayıtsız şartsız kınamayı değil, inceleme, deneme, düşünme, karşılaştırma yollarıyla değerlendirmeyi şiar bilirim.”

Hızla Değişen Dünyada Yerle Bir Etmek Topla Tüfekle Değil Artık

Müslümanı hakir görme, aşağılama, gerekirse acımadan öldürme her yanda kol geziyor. Bu hale karşı ciddi bir başkaldırı olmadığı sürece, günbegün her yanda müslüman kanı dökülecek, eziyetler dozunu artırarak devam edecektir. Hepimizde uyuşukluğumuza yakışacak denli aynı fikir mevcut: “Topumuz, tüfeğimiz, silahımız çok olsa, silahlanma yönünden güçlü olsak zulmedenleri yerle bir ederdik.” Hızla değişen dünyada yerle bir etmek sadece topla tüfekle değil artık. Okumak, eğitimi ele geçirmek, ekonomik yönden güçlenmek de başkalarını kendimize bağımlı hale getirmek demektir. Bu üstünlüğü sağladığımız zaman ciddî bir iyileşme olacağı kesindir. Bu iyileşme kültür ve medeniyete sahip çıkmakla mümkündür. Kültür ve medeniyete sahip çıkmak onu yaşatmak Karakoç’ un da dediği gibi “Geçmişte ortaya konanları muhafaza etmek gibi müze işlemi değil, aynı zamanda aynı kültür ve medeniyetin çağ içinde de doğurganlığını korumasına çalışmaktır. Eğer bir durgunluk varsa, yeni bir diriliş çığırını açmak suretiyle uygarlığı ilerleme yönünde kamçılamaktır.”

Hain İsrail’ İn Attığı Her Bombanın Ucunda Bir Nesil Yıkılıyor

Artık çekilen acılar, dökülen kanlar, her yanda çaresizce yükselen çocuk sesleri, anne feryatları, babaların kahramanca durmasına rağmen gözlerinden gitmeyen korkuyu yeryüzünden silmek, müslümanın direnişi nasıl olurmuş göstermek istiyorsak bize bütün kodları vermiş olan öncülerimize kulak verip, yola koyulalım. Hainlerin, islam düşmanlarının, hain İsrail’ in attığı her bombanın ucunda bir nesil yıkılıyor, bir cihan devriliyor. Diriliş nesline temaşa etmek yakışmaz, hareket etmek, durmadan çalışmak yakışır. Diriliş neslinin âmentüsü, yılmaksızın Hakk’ ı omuzlamaktır. Diriliş neslinin çabası kendisini yaşatmak için değildir, milletini yaşamak ve yaşatmaktır. “Müslüman kuvvetli olmak borcundadır. Hem kendi inanç ve medeniyetini korumak, hem zulmün insanlığa el koymasına mani olmak için.”

Diriliş Nesli Benim, Sensin, Biziz

Karakoç’ un tarif ettiği Diriliş Nesli, benim, sensin, biziz. Kendimize gelmediğimiz müddetçe Diriliş Nesli sadece bir hayal ve lafız olarak kalacaktır. “Statik inançlı ve eylemli olmayacaksın. Dinamik olacaksın. Namazın da meşale olacak, orucun da. Zekatın, haccın da dinamik olacak. İslam entelijansiyasını kuracaksın. İslam sana et, kemik, deri gibi, hatta ciğer, ilik, kalp, beyin olacak, hatta zeka, zihin ve ruh olacaktır.”

H.Ebrar Akbulut

http://www.milligazete.com.tr/haber/Hayatin_Icinde_Insan_Insanin_Icinde_Hayat/331328#.U-32bBscTcc

hayat İnsan olarak yaratılmamız yeryüzündeki fonksiyonumuzu etkiliyor. Bize verilen akıl, irade, kalp gibi uzuvlar diğer yaratılmışlardan farklı bir hayat tarzı sürmemizi sağlıyor. Söz gelimi arı bal yapar, fakat balı neden yaptığını sorgulamaz. Bal yapma işlemini mütemadiyen sürdürür. Fakat düşünen ve hisseden insan, sık sık yaptığı ya da yapacağı bir işi sorgular, neden sorusunu sorar. Hayatımız bir çok soru, sorun, cevaplar, cevapsızlıklarla doludur. Bize verilen dünya hayatını kesbedilme gücü ve kuvveti elimizde değildir; fakat ahiret hayatı kesbedebileceğimiz bir hayattır. Yapıp ettiklerimiz, iyimserliklerimiz, kötümserliklerimiz, arzularımız, düşüncelerimiz ahiret hayatına uzanan bir ara kablo işlevindedir. İnsan neyi yapmışsa, ahiret tarlasında da o hayatı karşında bulacak şüphesiz. Kendi hayatımızı yaşarken, “Hayat Nedir?” sorusuna yaratılışımıza uygun cevaplar verebiliyorsak hayatımız rengine uygun şekilde yol alıyor demektir. Mehmet Ali Aynî de “Hayat Nedir?” diye soran iki öğrencisine, iki öğrencisi üzerinden de “Hayat Nedir?” kitabını okuyan tüm okurlarına cevap olacak şekilde hayatı her yönüyle inceleyip, anlatmıştır.

İyinin Ve Kötünün Tedariki Bizim Seçimimize Kalmıştır

İnsan kendisini küçük düşürücü, kendisini hayvanatın seviyesine indirici işler yapmamalıdır. Hayat yolculuğunun sonunda ölüm denilen bir bekleyici vardır. Hayvanların iradeleri yoktur. İradeleri olmadığından seçimleri de yoktur. İnsan bunun tam tersidir. Seçimini daima iyiden yana kullanan insan, hayatını da ölümünü de en güzel şekilde tadacaktır. İnsanın dünya hayatında yalnızca kötülüklerden kaçınması yeterli değildir. Hem kötülüklerden kaçınmalı, hem de iyiliklerde bulunmalı ki hayat da ölüm de en yumuşak yerinden hissedilebilsin. “İnsanlar için yalnız fenalık yapmaktan sakınmak kafi değildir. Ebedi ve mesut bir hayata nail olmak için insanların hayır ve menfaatine yarayacak işler de yapmaları lazımdır. Herkes hastahane, yetimhane, mektep, köprü ve mescit yaptıramaz. Fakat parasız yapılacak işler de pek çoktur. Elindeki paketi ile kaldırım üstünde karşı tarafa geçmek için sıra gözeten bir ihtiyara yardım ederek, karşı tarafa geçirmek için para mı lazım? Hasta ve dermansız bir adamın hatırını sormak ve gönlüne teselli vermek için para mı lazım?” Hayat tedarik ettiklerimizle yol alma telaşıdır. Tedarik edemediklerimiz ya bizler için hayırlı değildir ya da henüz zamanı vardır. Tedarik edebildiklerimiz kadar yardımda bulunmalı, koruyup kollamalı ve gözetimde olmalıyız. İyinin ve kötünün tedariki bizim seçimimize kalmıştır.

Hayatın Gâyesi

Zaman zaman mihnet içinde, kimi zaman eğlence peşinde, bazen durgun bir hâlde hayat yolculuğunda yürürüz, koşarız, düşeriz. Şikayet ve şükür çok kez uğrar hayatımıza. Genelde şükür az misafirimizdir, şikayetse ev sahibi küstahlığında gitmek bilmez hayatımızdan. Sık sık şikayet edişlerimizin sebebi yaşamanın kendisinden değildir, istediğimiz hayatı yaşayamamaktır sıkıntımız, şikayetimiz. Hayatın bir gayesi olmalıdır. Hayatımıza yön verecek doneler olmalıdır etrafımızda. Bu doneleri fark edebilecek ve kullanabilecek yetiye ve akla da sahip olmamız gerekir. Hayatın gayesini belirlemek demek, yaşadığımız dünyanın faniliğini görmezden gelmeyerek, ahiret hayatının da kaçınılmaz olduğunu bir an olsun akıldan çıkarmayarak yol almak demektir. Bunun dışında belirlenen her türlü hedef ve gaye uçucudur, geçicidir. Aslolan kalıcı olana sevdalanmamız, kalıcı olana tutunmamızdır: “Hz. Ömer bir gün dünyayı zemmediyormuş. Bunu işiten Hz.Ali de: ‘Dünya âhireti elde etmek için sebeptir.” demiş.

 

Hayat İnsanlara Hakk’ın En Büyük Hediyesidir

Yaşamak iyi midir, kötü müdür diye sormak, hayatı budalaca yaşamak anlamsızdır. Yaşamak insana verilmişse, onun güzel olduğunda şüphe yoktur. Bir şeyin iyi ya da kötü olmasını, insanın o şeyi nasıl kullandığı belirler. Kendisine verilen yaşamak fiilini insan kötü yönde çekimlerse, o insanın hayatı berbat olur, o hayatın sahibi de bedbaht olur. İyi yönde çekimlenen hayat ise güzeller güzelidir, huzurdur, ferahlıktır, esenliktir, sonu cennettir. “Hayata, bizim iyidir veya fenadır demek hak ve salahiyetimizden büsbütün hariçtir. Talih yüzünüze gülerse, bedendeki aza iyi işler, yediğiniz yemekleri güzelce hazmeder ve güzel bir uyku uyursanız, keseniz altınla dolu olursa yaşamak ne iyi! Öyle mi? Başınız ağrıdığı, mideniz işlemediği, uykunuz kaçtığı, işleriniz yolunda gitmediği vakit yaşamak ne fena değil mi? Hayır! Hayatın kıymeti öyle adi ve geçici şartlar ve ölçülerle biçilemez. Biliniz ki hayat, insanlara Hakk’ ın en büyük bir nimetidir.”

 

Akıllı İnsanın Hayata Bakışı

“Hayat sunulmuş bir armağandır insana…” cümlesiyle hayata bakmamız gerekir. Hayattan nefret etmek değil, onu kucaklamak sevmek lazım gelir. İnsan kendisinin sahip olduğu imkanlar dahilinde hayatına yön vermeli, daha iyisi için çabalamalıdır. İçinde bulunduğumuz dünya tüketmekle mutlu olan, istediği olmayınca gözü hiçbir şeyi görmeyen, ufak bir sebepten ötürü cinayet işleyen, umutsuzluğa kapılıp intihara teşebbüs eden insanlarla doludur. Akıllı insan bu insanlara bakıp ibret alabilen, hayatın boşa çekilen bir kürek olmadığına inanan kimsedir. Görevimiz deli dolu değil, dolu dolu bir hayat yaşayıp, yaşadığımız hayatla da örnek olmaktır. Hizmetimize verilen tüm canlı ve cansız varlıklara şefkat ve merhamet göstermektir. Spinoza şöyle söyler: “Hayatın şeylerini kullanmak ve imkan dairesinde onlardan zevkyâb olmak, mutedil ve nefis bir yemekle kendini tamir etmek, nebatatın güzel kokusu ve parlak rengiyle kendi hislerini taltif etmek, giydiği elbiseyi süslemek, musikiden, oyunlardan, temaşalardan, herkesin başkasına hiçbir zarar vermeksizin yapabileceği eğlencelerden istifade etmek, akıllı bir insanın hakkıdır.”

 

Hayat Ölümsüzlüğe Aykırı Bir Denklemdir

Hayatın nasıl yaşanacağı duygusu olmadığı gibi, ölüm duygusu da yoktur hayvanlarda. “Bir sinek kendi hemcinslerinin leşleri arasında kum taneleri arasında bulunuyormuş gibi dolaşır.” Merhamet gibi yüce bir duyguyu kaybetmiş olan insan da ölüme karşı bu sineğin konumunda olabilir. Bu da insanın ölüme karşı hayvandan daha aşağı bir bakışta olması demektir. Ölüme karşı hissiz ve duyarsız kalamayız. Hayat ölüm var diyedir. Hayat ucunda ölüm olacak diye verilmiştir. Hayat ölümsüzlüğe aykırı bir denklemdir. “Eğer ölümden bir gün tiksinecek olursan artık yaşama. Zira hayat ölüm için bir basamak gibidir.”

“Hayat Nedir” sorusuna yanıtlar arayan, aradığı yanıtları sağlam bir dayanağa temellendiren bu kitap, boşluklarımıza iyi gelecek, bizi silkindirecek, başımızı tutup sallayacak, kalbimizi sıkıp rahatsız edecek bir niteliğe sahip. Kitabın dili oldukça anlaşılır. Unuttuğumuz, mazide kalmış gözüyle baktığımız kelimeleri bize yeniden hatırlatan, dipnot kısımlarında kelimelerin anlam karşılıklarını veren, Büyüyen Ay yayınlarından çıkmış olan “Hayat Nedir” isimli kitap muhakkak okunmalı, tahkik edilmeli. İzbeleşmiş hayatlar olmamalıdır tercihimiz. İnsan hayatın özünü ve içini görebilmek için, kendi iç gözünün görme yetilerini kaybetmemelidir. İç gözümüzün bakışları güzelse, hayatımız da bizi vareden Güzel’ e doğru adımlıyor demektir.

H.Ebrar Akbulut

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com