Hikmet Archive

sebepNasılsak öyle idare olunuruz, iç halimiz nasılsa dış (içtimai) halimiz ona göre takdir edilir.
Peki bazı öncülerin doğruları söylemesi ve yön göstermesi gerekmez mi? Elbette ki bu gerekli kılınmıştır ve buna muhtacız. Peygamberlik ve tebliğ bunun için var. Peygamber vârisleri bunun için var. İrşad ve “hakikatleri naklen ve izahen bildirme öncülüğü” bunun için var… İnsanlık hiçbir zaman yardımsız ve yalnız bırakılmadı. Fıtratıyla (ruhuyla, aklıyla, kalbiyle) imana meyyal yaratıldı; onun paralelinde hakikatin bilgileri, vahyi-kevni-ilhami bildirimler halinde kendisine ulaştırıldı. İnsan, zaman zaman tahrife varıcı inatlar içine girdi; bulanıklaşan bir dönemi, yeni tebliğ elçileriyle aydınlatılan zuhurlar sona erdirdi.
Bu süreklilik içinde insan, hal (hikmet) imtihanını kazanma bahsinde hep zorlandı.

Nedir hal (hikmet) imtihanı? Gördüğü-bildiği hakikatten tam nasip alabilmek için, cüz’i iradesini kullanarak “alış” kapılarını açabilme kıvamına erişme imtihanıdır. Bu olmazsa; kitaptan da gerekeni alamazsın sünnetten de, tefekkürden de…

İnkâra mecal bulamamak başkadır, inkişafa ve tekamüle liyâkat göstermek başkadır. (Ötekini geçelim. “Gaflet” şubesi üzerinde duruyoruz)

Dıştaki manzara, içimizden taşandır. İslam’ın hitabı, ferdedir, ferdin aklına ve iradesinedir. Aslen böyledir. İçtimai kanuniyetler izah edilirken bile, asli muhâtap ferttir. Umumi belâ neden gelir? Engelleme sorumluluğu ifâ edilmediği için.

İntikal (intibak) aralığında farklılıklar olur; fakat çok kısa sürer. Biz sağlam isek; uyumsuzluklar kabuk gibi düşer; gerçek doku, kendini yenilemiş olarak mevcudiyetini izhar eder. Nasılsak, öyle olacaktır o!

Biz böyle bakmaya pek alışkın değiliz. Birileri gelir bizi iyi eder, birileri gelip kötü eder! Hep böyle sanmışız. (Beşeri planı kastediyorum) “Asli muhâtap” olma sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmışız.

Bir tek ayet-i kerime, bir tek hadis-i şerif, “alıcılık kıvamına” sahip bulunsak, yeni bir hayatı yaşamamıza yeter. O kıvama zor eriştiğimiz için; “beyan”lar tekidlidir, tekrarlıdır, lütufkârdır-müsamahalıdır, yardımlıdır, misallidir…

La ilahe illallah… Ne demek? Allah’tan başka ilah yok. Tevhidi Hakikat… Bütün hayatın sırrı burada… Kimseye hiçbir şeye ulûhiyet sıfatını nisbi-cüz’i olarak dahi izâfe etmeyeceksin. Nefsine tapmayacaksın, dünyaya tapmayacaksın, paraya tapmayacaksın.

Her dalâletin ve gafletin kökü, haddizâtında, nefse tapmanın bir tezâhürüdür.

Gerçek sevgi, hâlis sevgi, tevhidi hakikatten kaynaklanır; insanın kalbini ve gönlünü, bütün cihanı içine alacak kadar büyütür. İnsanın yüreğinde çağlayanlar coşar; insan, ırmaklar gibi akan bir hayat görüşüyle bütün zaruretleri ve tabii (ilmi) realiteleri tam bir mana bütünlüğü içinde seyretmek, düşünmek, yorumlamak imkânlarına kavuşur.

Taassup inhiraftır. Taassup, nefs’in malıdır… Kavmini yahut etnik mensubiyetini severmiş! Nasıl? Zulümde destekleyerek! Böyle sevgi mi olur? Zulme destek olmak zulümdür ve zulme destek olan, zulmün tasallutundan kurtulamaz.

Bunu, misal göstermek için zikrettim. Kaide umumidir. Aile için de, arkadaş için de, her türlü beraberlik için de geçerlidir.

Nefs, taassup, inhiraf. Asıl “şeytan üçgeni” işte bu! Bir tarafta tevhid ummânı, bir tarafta şeytan üçgeni…

Şeytan üçgeni içinde çözüm yok, hiçbir meselenin çözümü yok. Bilakis, her çözüm oradan kurtulmaya bağlı… Ondan kaynaklanan yanlışları, istismar edilmiş kavramların terminolojisine göre tahlile kalkışmanın bir anlamı yok. Ona dayananı soyutlayıp tenkid etmenin bir faydası yok. Yok oğlu yok!

Ahmet Selim

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com