Allahaısmarladık | İbrahim Naci
Allahaısmarladık

Kitaptan Alıntılar :

Oh! Fakat onda öyle bir akşam kızıllığının hüznü vardı ki! Bütün bu yarımada üzerinde cereyan eden facialara sanki ağlar gibiydi. Şimdi onda kim bilir ne müthiş acı ve kederler vardı. Kainat artık tekrar hafif bir aydınlığa boğuldu. Ay o hazin ve ağlamış çehresini kah saklayarak, kah biraz daha göstererek gittikçe yükseliyor ve vurulan, inleyen, memleketi için ağlayan, ayrılığı için sızlayan, çoluk çocuğu için yanan, intikam için tutuşan binlerce insanı görmek, görerek o ayrılık acılarını bütün sızılarıyla duymak, içmek istiyordu. s.60

Çok kere gördüm ki, yollarımız üzerinde Rum köyleri, özellikle Maltepe Köyü ahalisi başlarında, omuzlarında testilerle, güğümlerle su taşıyordu. Hele içlerinde bulunan bir kadın kocası askerde olduğundan saatlerce kuyudan su çekmiş, (neredeyse) kolları kopmuş, yine işine devam etmiştir.  Onlar Rum olduğu halde yalnız kendi sevdiklerinden birisinin içimizde yani askerde olmasından dolayı bu kadar fedakarlık yapıyorlardı. s.63

Arkadaşlar bilmem nereden bir gazete bulmuştu. Mal bulmuş mağribi gibi etrafına toplandık. Okuduk. Bu Pazar’a ait gazete idi. Zavallı memleket ne kadar acizdi. İstanbul’un 6-7 saat mesafesindeki bir şehre günlük gazete gönderemiyorduk. Kendi denizlerimizde bile hakim değildik. O mavi büyüleyici boğaz suları ise hiçbir şevkat göstermiyordu. O yine devamlı bir seyir ile sahile koşuyor, koşuyordu. s.66

Dünya ne garip! (İstanbul’da) ruhumuzu dinletmek, biraz hava almak için bindiğimiz bu vapur bizi şimdi nereye götürecekti? Oh! Kim bilir belki de bir daha geri dönmemek üzere beni, garip illerin kimsesizlikleri içine atacaktı. s.71

Ben ki, kalbimde senelerden beri vatanım, memleketim için büyük bir aşk beslemiş, fikrimde onun yükselmesi için senelerce neler düşünmüştüm. Kalbimi yokladım. Acaba bu aşk, bu sevgi sönmüş müydü? Hayır!.. Ona daha büyük bir muhabbetle coşmuş bir halde buldum. Fakat bu korku neydi? Anladım! Bu düşmanı görmeden, onunla boğuşmadan memleket için, millet için didinmeden ölmekten korkuyordum. s.72

Yolun kenarından geçerken 35,5 cm’lik bir mermi gördüm. Bu patlamamıştı. Koca insan dedim: O zayıf, nazik bünyen, o çelimsiz ince vücudunla bu yüzlerce kilo ağırlığında mermilere karşı duruyorsun. Anlaşılıyor ki, bu alemde en kuvvetli ve mukavemetli insanlardı. Bütün sıkıntı ve zahmetleri onlar çeker. Ölüm kasırgaları arasında yalpalar durur. Fakat dayanır, ince bir fidan gibi eğilir, fakat kırılmaz. Neticede kırar. s.86-87

Ümit, ümit!.. Sönmüş bir hayata bir başka canlılık bahşeden ümit. Sen ne mukaddes ve ne muazzezsin. Sen de harap ve kırık kalplere yaşattıracak bir gıda veren öyle bir duygu var ki… s.113

Ve şimdi doğrusu kalben pek sarsılmış bir haldeyim. Kendisi kimbilir nasıl bir naz u niyaz içinde büyümüş, ne yüce bir anne-baba şefkati ve merhameti ile yetiştirilmiş bu vücutlar şimdi nerede yatıyorlar. Hayat, hayat… Bir günde ne büyük değişimler gösteriyor. Biraz evvel mutluluğun zirvesine yükselmiş kimselerin biraz sonra talihsiz felaketlerin en alçak derecelerinde yüzdüğü görülür. Birkaç saat evvel şen ve mutlu olan bir vücut, birkaç saat sonra hazin ve feci bir ölüm içinde artık kainata, talihe, bütün sevdiklerine hissiz kalıyor. s. 116-117

Arka Kapak Yazısı:

…Yeni gelen emirde, beş günde Akbaş İskelesi’ne gidecek, oradan da vapur ile Anadolu’ya geçecekmişiz.

…Ben siperde düşmanla karşı karşıya olmalıyım. Çünkü çarpışmak, boğuşmak istiyorum. Hem ben, kendimin ne olduğunu anlayayım, hem düşman…

…Maydos [Eceabat]… Bu küçük ve şirin kasaba şimdi ne matemî bir manzara arz ediyordu. Binaların hemen hepsi düşman mermileri ile yıkılmış, yakılmıştı.

…Yanımda akşam namazı kılındı. Huşû içinde dinledim. Bu dindar seslerde öyle hoş bir ahenk vardı ki… Hikmet-i ilâhî, dinledikçe kalbime soğuk bir su serpiliyor gibi oluyor.
…Vadiye paralel giden yamaca çıktığımız zaman, solda yeni birkaç mezar nazar-ı dikkatimizi çekti. Bunların ekserisinin üzerinde hiçbir işaret yoktu. Bazılarında birer ağaç dalı, iki üç tanesinde de kırık tahtalar vardı.

…Şimdi düşünüyorum. Şehit olursam ben de mi böyle solgun yapraklı birkaç kel ağacın dibine gömülüp terk edileceğim.

…Muharebeye girdik. Milyonlarla top ve tüfek patlıyor… Şimdi birinci onbaşım yaralandı.

Allah’a ısmarladık…