200325_1592400223759_2928062_n

Peygamber Efendimiz mübarek bedeniyle aramızdan ayrılmış olsa bile hâlâ ümmetinin sevinç ve kederlerinden haberdardır. Ümmeti olarak biz Müslümanlar O’nunla irtibatımızı ortaya koyarsak O’nun ahirette en zor durumda kaldığımız anlarda ‘O benim ümmetimdendi!’ referansını vermesini bekleyebiliriz.

Kendisine çokça salât ü selam getirilmesini tavsiye eden Efendimiz, bunu bir hadisiyle de şöyle ifade eder: “Şayet içinizden biri bana salavat getirirse onun selamını almak üzere Allah ruhumu bana iade eder, ben de onun selamını alırım.” (Ebu Davud, Menâsik 96) Bu hadisten hareketle şunu söyleyebiliriz ki, O’na salât ü selam getirmekle biz de manen dirilişe geçiyoruz.

Peygamberimiz (sas)’in ifadelerine göre cuma, günlerin en hayırlısıdır. Çünkü insanlığın atası Hz. Adem o gün yaratılmıştır. Yeryüzünde hayat o gün başladığı gibi, yine aynı gün dünyanın ömrü bitecek ve kıyamet kopacaktır. İçindeki duaların kabul edildiği bir vaktin bulunduğu cuma, müminler için özel bir gündür. Bu bilgileri ashabına veren Efendimiz, cuma günü kendisine çokça salât ü selam getirilmesini ister. Zira o gün salât ve selamlar melekler vasıtasıyla O’na ulaştırılmaktadır. Allah Rasulü bunu söyleyince sahabeye biraz garip gelir. Ve merakla sorarlar, “Sizin bedeniniz o gün çürümüş olacak.

Getirdiğimiz salât ü selamlar size nasıl ulaşacak ey Allah’ın Rasulü?” Bu vesileyle Efendimiz’in, ashabına bir hakikati de öğrettiği cevabı şu şekilde olur: “Allah, peygamberlerin cesetlerini çürütmeyi yeryüzüne haram kılmıştır.” Esasen Kâinatın İftihar Tablosu, bunu söylerken, anlayanlar ve farkında olanlar için mesafenin önemli olmadığını gösteriyordu. Demek ki, O (sas) bizim gönderdiğimiz salât ü selam ve diğer hediyelerden haberdar oluyor. (Ebu Davud, Salat 207)

Kur’an salâvatı emreder

Kur’an-ı Kerim’de, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin ve tam bir içtenlikle selam verin.” (Ahzab, 36/56) buyurulur. Salât; tebrik, tezkiye, saygı, dua, istiğfar ve rahmet gibi mânâlara gelir. Ayette bahsedilen Allah’ın salât etmesi; O’nun Efendimiz (sas)’e rahmet etmesini, meleklerin salâtı onların, Allah Rasulü için istiğfar etmelerini ve bizim salâtımız da O’nun için dua etmemizi ifade etmektedir.

Ayet-i kerime, Peygamberimiz’e salât ve selamla hürmetlerimizi sunmanın, mümin olmanın bir gereği olduğunu ifade eder. “Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed: Allâh’ım! Efendimiz Hz. Muhammed’e salât ü selam et!” demek hiç de zor olmayan bir bağlılık göstergesidir. Bu bağlılık aynı zamanda O’ndan kendimiz için şefâat talebinde bulunmaktır. O’na getirdiğimiz her salât ü selam, “Ahirette bize de şefaat et, biz de Senin ümmetinin bir ferdiyiz.” mânâsına gelir.

Allah Rasulü’ne salâvat getirmenin ehemmiyetini ifade eden başka hadisler de vardır: “Yeryüzündeki Allah’ın seyyah melekleri ümmetimin salât ü selamını bana anında ulaştırırlar.” (Nesai, Sehv 46) “Kıyamet günü insanların bana en yakını bana en çok salâvat okuyandır.” (Tirmizi, Salât 357) “Kim bana bir salâvat okursa Allah da ona on rahmet ve ikramda bulunur.” (Nesai, Sehv 55) “En cimri insan, yanında adım anıldığı halde bana salât ü selam getirmeyendir.” (Tirmizî, Deavât, 100)

Bu ve benzeri hadisler bize sık sık O’na bağlılığımızı göstermemizin önemini ifade eder. Burada unutanlar, ahirette unutulma ve yok sayılma ile cezalandırılırlar.

Osman Karyağdı