Resulullah Archive

roc_22112007_fff 195

Hz. Ali (r.a) den Rivayetle;


Resulullah (sav) bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: “Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şafisin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz.”

Kütüb-ü sitte/4027

sormak

İlim öğrenmede, soru sormak büyük önem arz eder. Cenâb-ı Hak, bir âyet-i kerimede:

“Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.” (el-Enbiyâ, 21/7) buyurmakta, bilgisi olmayan, dini hususunda nasıl bir yol takip edeceğini bilemeyen, bu konuda basiret sahibi olmayan kimselerin takva sahibi âlimlere sorarak öğrenmesini emretmektedir.

Efendimiz (s.a.v.) de soru sormaya teşvik etmiş, bir hadislerinde şöyle buyurmuşlardır:

“İlim, hazinelerdir. Anahtarı ise soru (sormak)tır. Şu halde (soru) sorun ki, Allah size rahmet etsin. Zira (soru sormakla) dört (kişi) mükâfat alır:

1- (Soruyu) soran

2- (Soruyu cevaplayarak) öğreten

3- Dinleyen

4- Bunlara cevap veren (Farklı nüshalarda “Bunları seven” diye geçmektedir.)” (Ebû Nuaym el-Esbahânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, c.3, s.192)

Bilinmeyen bir meseleyi, bilen kimseye sorarak öğrenmenin ehemmiyeti hakkında asr-ı saadette cereyan eden bir hadiseyi Câbir b. Abdillah (r.a.), şöyle anlatmaktadır: Bir sefere çıkmıştık, bizden bir adama taş değdi ve başını yardı. Sonra bu zat ihtilam oldu. Arkadaşlarına: “Benim teyemmüm etmeme ruhsat buluyor musunuz?” diye sordu. “Sen suyu kullanabilirsin, sana (teyemmüm için) ruhsat bulmuyoruz.” dediler. Adam yıkandı, akabinde de öldü. Peygamber (s.a.v.)’in huzuruna geldiğimizde bu hâdise (kendisine) haber verildi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.): “(Fetvayı verenler) onu öldürdüler, Allah da onları öldürsün. Bilmediklerini sorsalardı ya! Cehaletin ilacı ancak sormaktır. Onun teyemmüm etmesi, yarasının üzerine bir bez bağlayıp sonra üzerine mesh etmesi ve vücudunun geri kalan kısmını da yıkaması ona yeterdi.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Taharet, 127)

Efendimiz (s.a.v.): “(Fetvayı verenler) onu öldürdüler, Allah da onları öldürsün.” buyurarak ilimsiz fetva vermenin vahametini, büyük bir günah olduğunu ifade etmiş, böylece onları azarlamış, ayıplamış ve bilmediklerini sorup öğrenmeye teşvik etmiştir.

Efendimiz (s.a.v.), kadın-erkek herkesin problemlerini çekinmeden sorabilmesi soru sormanın önündeki engelleri kaldırmıştır. Bu nedenle Sahabe Efendilerimiz, bir mesele veya sorunla karşılaştıklarında Rasûlullah (s.a.v.)’e sorarlardı.

Sahabe’nin soru sorarak öğrenmelerine dair birçok rivayet mevcuttur. Birçok ilim, onların bu sorularıyla açığa çıkmış, kıyamete kadar mü’minler için nur ve hidayet olmuştur. Bu mevzuda bir misal verecek olursak; Ebû Hureyre (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Bir adam Rasûlullah (s.a.v)’e geldi ve: “Yâ Rasûlallah! Benim iyi davranıp hoş sohbet etmeme (insanlar içinde) en lâyık olan kimdir?” dedi. (Rasûlullah): “Annendir.” buyurdu. (Adam): “Sonra kimdir?” dedi. (Rasûlullah): “Annendir.” buyurdu. (Adam): “Sonra kimdir?” dedi. (Rasûlullah): “Annendir.” buyurdu. (Adam): “Sonra kimdir?” dedi. (Rasûlullah):
“Sonra babandır.” buyurdu. (Buhârî, Edeb, 2)

Harun Apaydın

10304428_540243712750841_6747325906188127580_n

En güzel örneklik ve önderlik vasfı bizim ecdadımızın üstündeydi. Rasûlüllah (s.a.v.)’ı en iyi taklid eden bir millettik. Kültürümüzde O’nun sünneti sınırsızdı. Millet olarak bizi yücelten de bu hasletimizdi.Kültürümüzün geçmişteki özelliğini arşivlerimizdeki belgelerde görüyoruz.Arşiv belgelerimizi biraz irdeleyelim göreceksiniz neler çıkacak.

Meselâ:

 Bir belgede bir hanım ismi geçtiğinde hemen ardından, çoğu zaman “Allah iffetini artırsın.”

Bir âlimin ismi geçtiği zaman “Allah ilmini artırsın” şeklinde bir duâ cümlesi gelirdi. (M. Emmioğlu. Osmanlı Vesikalarına Giriş. Konya-1989)

Yenilen, içilen, kullanılan, fırsat olarak verilen her nimet için “Allah’a şükür”;

 Yapılan yardım/iyilik için “Allah râzı olsun”;

 Bir bardak bile olsa su verene “Ömrün uzun olsun.”;

 Esnaf, müşteriye “Allah bereket versin”;

 Müşteri, satıcıya “Bereketini gör”;

 “Nasılsın iyi misin?” diyene “hamd olsun”;

 Yolculuğa çıkana “Güle güle yolun açık olsun”, “Hayırlı yolculuklar Allah kazadan belâdan korusun”;

 Yemek yedirene “Allah kesene/kazancına bereket versin”;

 Yemek yediren yedirdiğine “Allah, yediğini şifa eylesin”;

 Yeni elbise giyene “Güle güle giy cennette daha hâlisini giyesin”;

Bebekleri doğanlara “Güle güle büyüt”, “Mürüvvetini göresin.”, “Ömrü uzun ve bereketli olsun.” Allah acısını göstermesin”;

Ev yapana/alana “Güle güle otur, Allah kazadan belâdan esirgesin. İçinde acı yaşamayasın”;

Dışarıdan gelenlere “Hoş geldin, safa getirdin”;

Yeni birşey alanlara “Güle güle kullan, Allah nazardan saklasın”;

 Hacc’tan gelenlere “Allah, hacc’ını mebrur/tam kabül olunan hacc eylesin”;

Binek alanlara “Allah nazardan korusun…”, “Allah korusun”;

 Nasihat edenlere “Allah te’sirini lütfeylesin”;

Hizmette bulunanlara “Allah, berhudar etsin”;

 Haber getirenlere “Getiren-götüren sağ olsun, dert görmesin”;

 Kabir ziyaretlerinde, ölenlere: “Allah, kabirlerinizi geniş ve nurlu eylesin”;

 Çocuklarını sünnet ettirenlere “Allah, dâim mürüvvetlerini göstersin”;

 Cenazesi vuku bulanlara “Allah, rahmet eylesin”, “Allah, taksiratlarını afveylesin”;

 Günah işleyenlere “Allah, hidayet eylesin”.. şeklinde bir dua cümlesi gelirdi.

Ya şimdi öyle mi?

Biri birşey soruyor. Cevaplandırıyorsunuz. Adam: “Oldu” diyor. “Allah razı olsun” demiyor.

Bir bardak su içiyorsunuz. Yanınızdaki “Yarasın” diyor; “Afiyet olsun” dese ne zararı olacak?

 Adama “Nasılsınız?”diyorsunuz. Verdiği cevap: “Yuvarlanıp gidiyoruz” veya “Düşe kalka yaşamaya çalışıyoruz” ya da “Buna yaşamak denirse, yaşıyoruz” gibi laflar ediyor.

Kültür emperyalizmi insanımızı ne kadar zibidileştirmiş.

Allah (c.c.) encamımızı hayreylesin.

Mevlüt Özcan

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com