Aşk-ı Sükun | Nuriye Çeleğenaşkı sükun

Kitaptan Alıntılar:

Mim, dışa alev alev döküldü, adına aşk denildi. Lam kendine bir mekan aradı, aşka aracılığını yapacağı bir yer. Ondan haberleri, ona muştulayacağı; adı mekan ama lamekan olan bir yer. Lam aracılığa en uygun yeri kalpte buldu. s.8

Haber hep birilerine ulaşmak telaşındaydı; gizliliği sevmez, saklanmayı istemezdi. Haber hızlıydı. Tez gider, çabuk ulaşırdı. Bir yerde, bir mekanda, bir kulakta kalmaz, bir gönle hiç sığmaz, kuş gibi kanat çırpardı oradan oraya. s.14

Hüzün birlik sırrıydı. Bölünmezdi ki paylaşılsın. Onun için Allah sevdiği kullarının kalbine birliğinin yansıması hüznü atardı önce. Hüzne tutunan insanlar, kullukta adım adım yol alırdı. s.31

Gerçek dostluk araya hiçbir vasıtayı koymamaktır. Gerçek dostluk, dost ne yaparsa yapsın hakkında su-i zanda bulunmamaktır. Gerçek dostluk, dostun sırrını hiçbir dostla paylaşmamaktır. İşte İbrahim, Cebrail’i öteleyince, o an Rabbi onu Halil’i (dostu) olarak kabul ediyor. Dost olmak kolay mı? Biz dost olalım diyoruz, dosta hep sıkıntı vermeyi düşünerek. Dost bizim sıkıntımızı çeksin diyoruz. Dostun mihnetini istemiyoruz. Oysa dostun mihnetini çektiğimiz kadar dostuz. s.38

Peygamberlerin hayatı yollarla kuşatılmış. Dünyada her daim bir yolcu gibi olmuşlar. Yer tutmamaları; bir yerli, bir yöreli olmamaları kim bilir daha ne hikmetler için yollar sarmış hayatlarını. (…) Çile, dünya sınavının en bildik ve değişmeyen uygulamalı sorusu olurken, iman mücerret bir kavramdan öte, hayata yansıyan bir pratik olmuş. s.48

Sevgide mekan olurdu, aşkta ise asla. Aşk mekansızlıktı.  Sevgi nefsin eliydi, cisimle bağlıydı. Sevgisi cisimde olanlar için mekan önemliydi. Aynı mekanda paylaşım olmadan sevgi boyutu teselli olmazdı. Aşk, sevginin kalbe ulaşmasıydı. Aşka ulaşan sevgi için mekana ve zamana ihtiyaç yoktu. Sevgi nefistendi, aşk kalpten. Nefis, mekana ihtiyaç duyduğu için sevgisini dünyada isterdi, paylaşım arardı. Kalp mekan ve zamanı aştığı için paylaşım derdi bulunmazdı. s.64

Aşk kainatın yaratılış mayasıydı ve bu maya insanda tevhit (birlik) olarak kalbe yansımıştı. Onun için kalp, aşk dendiğinde Bir’i isterdi. Kalp aşkı hep bir ile yaşardı. s.69

Anladım aşk gözde değil ruhta, kelamda değil sükuttaydı. s.82

Aşk gizlilikti. Aşk sırdı. Aşk saklanmaktı. Aşk sakınmaktı. Sevdiğini tüm kem gözlerden, duygulardan bilumum varlıklardan uzak kılmaktı. Aşk utanmaktı. Utanma olmayanda aşk barınmazdı. Sevgi nefisten geçince haya örtüsü altında aşk sırrına ererdi. s.187

Aşk benliği atmaktı. Benlik olan gönülde aşkın işi neydi. Aşk o diyebilmekti. Aşk her yerde her dem onu görebilmekti. Aşk, sevginin bulunduğu yerde isme ve cisme girmemekti. s.188

Arka Kapak Yazısı:

Aşk-ı Sükûn alışılmışın dışında bir roman… Nuriye Çeleğen, bu kitapla çıktığı yolculukta, hakiki aşkın sırrını arıyor. Hepimizin az çok bildiği kıssa-yı İbrahim’den (a.s.) hareketle iki kadının gözlerinden aşkın tabiatını ve farklı kalplerdeki tecellilerini okumamızı teklif ediyor. Kur’an-ı Hakîm’den ve hadis kaynaklarından yararlanılarak ortaya çıkarılan bu eser, kıssanın kadınlara bakan cihetlerini anlatmasıyla da özgün bir boyut taşıyor. Peygamber annelerinin bu değerli hayat hikayesini, bizzat Hz. Hacer ve Hz. Sâre validemizin gözlerinden okumak isteyenler için, elinizdeki roman doğru bir seçim…