Su Archive

Kendini bilen

“Nefsini bilen, Rabbini bilir” ifadesini Harraz şöyle açıklar: Nefs durgun, temiz ve saf bir suya benzer; çalkalandığı zaman dibindekileri gösterir. Tıpkı bunun gibi, çeşitli denemeler ve tecrübelerle nefsin tezatları görünür. Nefsinin derinliklerinde ne olduğunu bilmeyen Rabbini nasıl bilir? Denemeler ve felaketler, nefsi çalkalar ve dibinde olanları yüze çıkarır. Böylece, nefs bilinir, kötülüklerden temizlenir. 

Harraz

http://www.zaman.com.tr/suleyman-sargin/abdest-aslinda-nedir_2167362.html

1947896_656092767790976_1629705927_nEfendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir defasında ashab-ı kirama “Allah’ın, hatalarınızı silip temizlemeye ve sizi derece derece yükseltmeye vesile kıldığı şeyleri söyleyeyim mi?” diye sordu ve ardından şunları saydı: (Şartların alabildiğine ağırlaştığı ve) abdestin zorlaştığı durumlarda, zahmetine rağmen tastamam abdest almak, mescidle (ev arasında gelip) gidip çok yol yürümek ve bir namazdan sonra diğer bir namazı beklemeye koyulmak…

Peygamber Efendimiz, bunları saydıktan sonra da üç defa tekrar ettiği şu ilavede bulundu: “İşte (ribat) sınır boylarında nöbet tutma seviyesinde kendini Hakk’la irtibatlandırma budur.” (Müslim, Taharet 41)

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), bu hadis-i şerifte abdest almayı “isbağ” kelimesiyle ifade ediyor. Bu kelime, abdestin gereklerini eksiksiz ve tastamam yerine getirmek, ağıza ve buruna dolu dolu su vermek, elleri ve ayakları iyice yıkamak demektir. Hadiste kullanılan diğer bir ifade de “ale’l-mekârih” sözüdür; bu da, bütün zorluklarına rağmen, soğuk-sıcak demeden suyun başına koşup tastamam abdest almak manasını ihtiva ediyor.

Bu hadisi okuyunca hepimizin aklına Anadolu’nun kışında, her yanı donmuş şadırvanın başında, buz tutmuş kurnalardan akan sopsoğuk suyla abdest alan insanlar gelir. O insanların uhrevî halleri hayalimizde canlanır. Onlar bambaşka uhrevî bir edayla kollarını sıvayıp, paçalarını katlar ve muslukların başına geçerler. O esnada hava o kadar soğuktur ki, parmaklarına değen su dirseklerine gelene kadar neredeyse buz bağlar. Dışarının soğuğu suyun sertliğiyle birleşince, daha ellerini yıkarken bütün hücreleriyle tir tir titrerler. Bu titremelere abdest dualarındaki derin mana da eklenince ortaya tarifsiz bir kulluk fotoğrafı çıkar.

Muhtemelen abdestteki bu derin “ribat” manasından ötürü Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), her vakit namaz için ayrı ayrı abdest almıştır. Hatta Mekke fethine kadar bir abdestle iki vakit namaz kılmamıştır. Sahabe Efendilerimiz de, kıyamet gününde ak alınlı, aydın bakışlı, eli-yüzü tertemiz ve vicdanı kristal gibi nezih olmanın yolunun namaz ve abdestten geçtiğine inandılar ve hep bu inanç üzere yaşadılar.

Abdestin tamamiyeti için tavsiye edilen hususlardan biri de abdest dualarıdır. Abdest dualarını okumak, abdestin âdâbına (edeplerine) dâhildir. Fıkıh ıstılahında yapılması sevap olan, fakat yapılmaması da günah sayılmayan amele “edep” denir. Aslında, abdest duaları, bizzat Efendimiz’den rivayet edilen dualar değildir ama öz itibarıyla O’nun mübarek sözlerine dayanıyor. Bunlar, maneviyat büyüklerimizin bazen ilavelerde bulunarak bazen de biraz kısaltarak, zaman zaman daha farklı ifadelerle seslendirdikleri dualardır.

Duayı dil ile seslendirmek kadar kalpten geçirmek, o düşünceye odaklanmak da önemlidir. Samimi bir kul, abdeste başlarken, “Eûzü besmele” çekerek dergâh-ı İlâhî’den kovulmuş ve sonsuz rahmetten nasipsiz kalmış şeytandan Allah’a sığınır; her zaman olduğu gibi abdeste de, engin rahmet sahibi ve yegâne merhametli Rahmân ü Rahîm’in adıyla başlar. Sonra, suya temas ederken, İslâm nimetinin büyüklüğünü düşünür, onu bir nur kaynağı ve manevî lekelerden kurtulma vesilesi kılan ve suyu da maddî kirlerden arınmak için tertemiz bir nezafet vasıtası yapan Allah’a şükreder. Mazmaza (ağıza su verme) anında, “Allah’ım, Kur’ân-ı Kerim’i okuma, Seni her zaman gönülden anma, Sana layıkıyla hamd ü senâda bulunma ve en güzel şekilde kulluk yapma hususlarında yardımını istirham ederim. Allah’ım, bana Resûl-i Ekrem’in havzından kana kana içmeyi nasip eyle; öyle içeyim ki bir daha da ebediyyen susamayayım.” diye iç geçirir. İstinşak (buruna su verme) sırasında, Cennet’in kokusunu koklamak ve onun nimetlerinden rızıklanmak için dua eder. Yüzünü yıkarken, “Allah’ım, dostlarının yüzlerini ağartıp nurlandırdığın, hasımlarının çehrelerinin ise kapkara olduğu gün yüzümü ağart, beni de nurlandır” diyerek ulu dergâha kalbden bir dua gönderir.

Ondan sonra yıkadığı ya da meshettiği her uzuvla beraber ayrı bir isteğini dile getirir: Hesap gününde muhasebesinin kolaylaştırılmasını, amel defterinin sağ taraftan verilmesini, saçının ve cildinin ateşten korunmasını niyaz eder. Cenâb-ı Hakk’ın arşının gölgesinden başka sığınılacak bir yer bulunmayan mahşer gününde Arş-ı A’lâ’nın himayesine alınmayı, hayat boyunca sadece faydalı sözleri dinleyip en güzeline uyanlardan olmayı diler. Cehennem ateşinden âzâde kılınmayı, ayakların kaydığı o gün Sırat köprüsünde ayaklarının kaymamasını ve Cennet’e yürürken yolda kalmamayı talep eder. Abdesti tamamlarken, “Allahım, sa’y ü gayretimi bol bol ihsanlarla mükâfatlandır; günahlarımı mağfur eyle, beni bağışla; amellerimi makbul kıl, bana kârlı bir ticaret lütuf buyur ve hiç zarar ettirme” duasında bulunur. Bütün bunları yaparken, muradı sürekli tevbe eden ve temizliği tabiatının bir yanı haline getirip günahlarından arınan kullardan olabilmektir. Bu şekilde, ibadetlerin en mühimi olan namaza hak ettiği bir ciddiyet ve konsantrasyonla hazırlanmış olur.

Her zaman abdestli olmaya çalışmak, abdestin bereketinden istifadenin daimi olmasına vesiledir. “Abdestsiz yere basmamak” meselesinin bu denli kıymet ifade etmesi de bundandır.

Süleyman Sargın

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com