Sünnet Archive

misvak

Misvak, Arabistan’da yetişen erak(arak) adlı bir ağacın dalları kesilerek elde edilmektedir. Dışında kabuk içinde lifli bir yapı gösteren besleme boruları ve yağlı bir öz suyu olup bu suyun içinde sodyum bikarbonat vardır.

Batı`da ilk diş fırçası 1780 yılından itibaren İngiltere’de kullanmaya başlamıştır. O zamanlar fırça domuz kılından, sapları da koyunların ayak kemiklerinden yapılmaktaydı. Daha sonraları plastik sap ve naylon kıl uygulamasına geçilmiştir. İşte batı medeniyetinin 235 yıl gibi kısa bir süre önce kullanmaya başladığı diş fırçasına bakılırsa bu konuda İslam medeniyetinin ne kadar önde olduğu anlaşılır. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 1400 küsür yıl önce “Eğer ümmetime zor gelmeyeceğini bilsem 5 vakit namazdan önce misvak kullanmayı emrederdim” buyuruyor.

Yine Peygamber Efendimizin (s.a.v.) misvak hakkında başka hadis-i şerifleri de vardır. “Misvak ağzı temizler, görmeyi keskinleştirir, diş etlerini güçlendirir, dişleri beyazlaştırır ve çürümeyi önler. Hazmı kolaylaştırır, mideye sıhhat verir, balgamı keser, hasenatı artırır, Misvak kullanan Allah-ü Teâlâ’yı razı eder, melekleri sevindirir.” (Ebu nuaym)

“Misvak yaşlanmayı yavaşlatır, gözün görmesinin kuvvetlendirir, ağız kokusunu giderir ve daha birçok faydası vardır.” (Reddül Muhtar)

Misvak hakkında tıbbi gerçekler

Peki, misvak bu işi nasıl başarıyor? Nasıl oluyor da bakteriler üzerinde böyle büyük tesir yapabiliyor? Dişler ve diş etlerindeki hastalıkların doğrudan bakteriler tarafından meydana getirildiğini biliyoruz. Ağızda sayıları milyarları bulan 22 çeşit bakteri vardır. Dikkat ediniz; 22 tane değil, 22 çeşittir. Ağızdan hiçbir zaman eksik olmaz ve ağız içi temizliği azaldıkça veya ağız içindeki gıda artıkları fazlalaştıkça iyice güçlenmektedirler.

Daha sonra tıpkı bir parazit gibi dişlerin üzerine yapışıp buralarda yaşamaya başlarlar. Temizlik yapılmamaya devam edilirse dişe yapışık duran bakteriler salgıladıkları asitlerle dişleri ve dişi kemiğe bağlayan lifleri eritip tahrip etmeye başlarlar. Daha sonra da dişin eriyen mine tabakasından içeriye dalarak organik kısımları yemeye başlarlar. Böylece çürük dediğimiz hadise meydana gelir. Misvağın ortasında yer alan lifli kısımlar dişlerin ve diş etlerinin üzerinde tıpkı bir polisaj fırçasının etkisini yapar. Yuvarlak fırçalarla ve döndürme hareketleriyle en mükemmel parlatma meydana gelir.

Misvağın yuvarlak şekilli oluşu, bir motorun dönme hareketini yapabilecek şekilde kullanılması ile bakteriler temizlenir.

Misvağın diş fırçasına fiziki açıdan bir üstünlüğü de akrilik yapıda olmayışındandır. Piyasadaki naylon kıllı fırçalar diş etine battığında diş eti iltihaplarına sebep olmaktadır. Hâlbuki misvakta diş etine saplanma kesinlikle dokulara zarar verici olmamaktadır. Küçük misvak parçaları dişler arasında kalsalar, bile bitki olduğundan zamanla eriyip kaybolur.

Misvakta halkın diş temizliği için kullandığı karbonat vardır. Piyasada satılan karbonatın granülleri iri tanecikli olduğu için dişleri çizer. Hâlbuki misvağın içinde bu madde minik partiküller halinde yer almaktadır. Yine misvak diş eti iltihabında yatıştırıcı etkisi gösterir. Misvağın içindeki bazik madde bu asidi nötralize ederek dokuyu sakinleştirir.

Diş çürükleri ve buralarda yaşayan bakterilerin böbrek yetmezliklerine, bazı genel vücut kaşıntıları ile göz ve kulak hastalıklarına sebep olduğu ortaya çıkmıştır.

Misvağın uygulanışı ve faydaları

Misvak, bütün dişler ve diş etleri üzerine uygulanmalıdır. Hafifçe sürtmek asıl hedef değildir. Her dişin üzerine diş etinden dişe doğru ve döndürme hareketleri yapılarak sürülmelidir. Aynen diş fırçalama tekniklerinde olduğu gibi dudak yüzeylerine, çiğneme satıhlarına ve iç arka kısımlara sürmelidir. Önce diş fırçası kullanılıp sonra misvak kullanılırsa mükemmel bir temizlik sağlanmış olur. Diş fırçasıyla büyük gıda artıkları temizlendikten sonra misvak kullanıldığı zaman dişlerin üzerindeki bakteri plakları temizlenmiş olur.

Misvağın başlıca faydaları:

-İyi bir antiseptiktir.

-Ağız kokusunu giderir.

-Diş çürümelerini önler.

-Diş etini güçlendirir.

-Sürekli kullanımda diş eti kanamalarını bitirir.

-Ağız kuruluğunu önleyerek akıcı konuşmayı sağlar.

-Misvak yağı eklem ağrılarına karşı faydalıdır. -Misvak tohumu mideyi kuvvetlendirir.

-Sürekli kullanımda hem sesi hem cildi güzelleştirir.

-Misvakla kılınan namaz misvaksız kılınan 70 rekâttan daha faziletlidir.

Asude Usluer Uğurlu

182002_189683254386396_7821280_n

Peygamberler hem elçi, hem haber getirici hem de güzel örnek olan en kamil insanlardır. Kendilerine inanmak ve itaat etmek üzere gönderilmişlerdir. Onları, kendimiz başta olmak üzere tüm yaratılmışlardan üstün kabul edip sevmeliyiz. Dünya ve ahiret mutluluğumuz onların rehberliğinde elde edilebilir.

Tarih boyunca insanlar ilah konusunda şirke düştükleri gibi, resul konusunda da ifrat ve tefrite düşmüşlerdir. Bu sebepledir ki “resuller kendilerine ibadet edilen değil, ibadeti öğreten kişiler olarak” davetlerini yapmışlardır.

İstismara açık konulardan biri de şefaat konusudur. Resulüllah’a inanmayan Mekke müşrikleri dahi şefaate inanıyorlardı; fakat bu inanış onları kurtarmayacaktı. Tevhid esası üzere imana sahip olanlar şefaatten istifade edebilirler. Peygamberi ve inancı devre dışı bırakarak şefaat beklemek yanlıştır. Bununla beraber şefaati inkar etmek de ayeti ve hadisleri anlamamakta ısrar etmektir.

Şefaati dünyevî ve uhrevî olarak ikiye ayırmak mümkündür.

Dünyevî şefaat, iki kişi arasında görülecek bir iş, elde edilecek bir fayda veya önlenecek zarar konusunda üçüncü bir şahsın devreye girmesi, aracı olması, hatırını ve gücünü kullanarak sonuç elde etmeye teşebbüs etmesidir.

Şefaat kötü ve çirkin değildir. Ancak mesele hukuka ve ahlâka uygun olmalı, bir başkası aleyhine haksızlık doğurmayacak bir sonucun hasıl olması için yardım mânâsı ve amacı taşımalıdır. Böyle olan şefaatin ecri vardır. Hasıl olan iyilik ve ecirden şefaat sahibi kimseler de nasip alırlar.

Haksız talebin, kötü sonucun gerçekleşmesi için yapılan aracılık da yapana sorumluluk getirir, haksıza, zalime, kötülük edene verilen cezanın benzeri bir ceza ona da verilir. (Kur’an Yolu Tefsiri)

Nisa Sûresi 85. ayette:

“Her kim güzel bir şefaatte bulunursa, o iyilikten kendisine de bir nasip vardır. Kim de kötü bir hususta şefaat ederse, ondan da kendisine bir pay düşer. Allah her şey üzerine kadir bulunuyor.”

Bu ayette müminleri iyiliğe, cihada teşvik etmenin mükafatı ilan ediliyor. Peygamberimiz (sas) dünyevî şefaatte bulunmuş ve teşvik etmiştir. Peygamberimiz’e sıkıntı içinde bulunan biri geldiği zaman yanındakilere döner:

“Bu adama şefaat / yardım ediniz, sevap kazanırsınız. Allah istediği şeyi peygamberine söyletir.” buyurdu. Müminlere yardım edenlere İlahi yardımın eksilmeden her zaman devam edeceği, “Kim din kardeşinin ihtiyacını karşılarsa, Allah da onun ihtiyacını karşılar.” hadisi ile ifade edilmiştir.

İbn-i Abbas, Berire ile kocası arasında geçen olaya dair şunları söyledi:

Peygamberimiz, Berire’ye,

“Keşke tekrar kocana dönsen” buyurdu. Berire, “Ya Rasulallah böyle yapmanı bana emir mi buyuruyorsun?” diye sordu.

Resulullah, “Hayır sadece şefaat/aracılık ediyorum.” buyurdu.

Bunun üzerine Berire, “Benim ona ihtiyacım yok.” dedi. Bu hadiste Peygamberimiz’in toplumun sıkıntılarından olan aile konusuyla ilgilendiğini, lakin evlilik bir gönül meselesi olduğundan ısrar ve zorlama yapmadığını öğrenmekteyiz. Bununla beraber, belirlenmiş bir cezası olan suçlarda veya günah olan davranışlarda şefaat/aracılık yapmak veya aracılığı kabul etmek helal değildir ve vebali vardır.

Aişe (ra) anlatıyor: Benî Mahzum kabilesinden hırsızlık yapan bir kadının durumu Kureyşlileri çok üzmüştü. Onlar: Bu konuyu Resulullah ile kim konuşabilir diye kendi aralarında müzakere ettiler. Bazıları “Resulullah’ın sevgilisi Usame İbni Zeyd’den başkası cesaret edemez.” dediler. Usame onların istekleri doğrultusunda Resulullah ile konuştu. Resulü Ekrem, Usame’ye:

“Allah’ın koyduğu cezalardan birinin uygulanmaması için şefaat/aracılık mı yapıyorsun?” diye sordu, sonra ayağa kalktı ve halka şöyle hitap etti:

“Sizden önceki milletler şu sebeple yok olup gittiler. Aralarından soylu, mevki ve makam sahibi biri hırsızlık yapınca onu bırakıverirler, zayıf ve kimsesiz biri hırsızlık yapınca da onu hemen cezalandırırlardı…” buyurdu… Anlaşılıyor ki dünyevî şefaat/aracılık hasene ve sevgiye yani güzel ve çirkin olarak ikiye ayrılmaktadır. Biz müminler iyiliğe aracılık yaparken, kötülüğe aracı olmaktan şiddetle kaçınmalıyız ki Nebevî sünneti uygulamış olalım.

Dünyada iken dahi biz müminlerin, vefat etmiş kardeşlerimize şefaat etmemiz tavsiye edilmiştir. Resulullah (sas), “Herhangi bir meyyitin üzerine namaz kılanların sayısı yüze ulaşır da ona şefaat ederlerse o meyyit hakkındaki şefaatleri kabul olunur.” “Bir Müslüman ölür de Allah’a şirk koşmayan kırk kimse ona namaz kılarsa Allah onların meyyit hakkındaki şefaatlerini kabul eder.”

Mustafa Aydın

10304428_540243712750841_6747325906188127580_n

En güzel örneklik ve önderlik vasfı bizim ecdadımızın üstündeydi. Rasûlüllah (s.a.v.)’ı en iyi taklid eden bir millettik. Kültürümüzde O’nun sünneti sınırsızdı. Millet olarak bizi yücelten de bu hasletimizdi.Kültürümüzün geçmişteki özelliğini arşivlerimizdeki belgelerde görüyoruz.Arşiv belgelerimizi biraz irdeleyelim göreceksiniz neler çıkacak.

Meselâ:

 Bir belgede bir hanım ismi geçtiğinde hemen ardından, çoğu zaman “Allah iffetini artırsın.”

Bir âlimin ismi geçtiği zaman “Allah ilmini artırsın” şeklinde bir duâ cümlesi gelirdi. (M. Emmioğlu. Osmanlı Vesikalarına Giriş. Konya-1989)

Yenilen, içilen, kullanılan, fırsat olarak verilen her nimet için “Allah’a şükür”;

 Yapılan yardım/iyilik için “Allah râzı olsun”;

 Bir bardak bile olsa su verene “Ömrün uzun olsun.”;

 Esnaf, müşteriye “Allah bereket versin”;

 Müşteri, satıcıya “Bereketini gör”;

 “Nasılsın iyi misin?” diyene “hamd olsun”;

 Yolculuğa çıkana “Güle güle yolun açık olsun”, “Hayırlı yolculuklar Allah kazadan belâdan korusun”;

 Yemek yedirene “Allah kesene/kazancına bereket versin”;

 Yemek yediren yedirdiğine “Allah, yediğini şifa eylesin”;

 Yeni elbise giyene “Güle güle giy cennette daha hâlisini giyesin”;

Bebekleri doğanlara “Güle güle büyüt”, “Mürüvvetini göresin.”, “Ömrü uzun ve bereketli olsun.” Allah acısını göstermesin”;

Ev yapana/alana “Güle güle otur, Allah kazadan belâdan esirgesin. İçinde acı yaşamayasın”;

Dışarıdan gelenlere “Hoş geldin, safa getirdin”;

Yeni birşey alanlara “Güle güle kullan, Allah nazardan saklasın”;

 Hacc’tan gelenlere “Allah, hacc’ını mebrur/tam kabül olunan hacc eylesin”;

Binek alanlara “Allah nazardan korusun…”, “Allah korusun”;

 Nasihat edenlere “Allah te’sirini lütfeylesin”;

Hizmette bulunanlara “Allah, berhudar etsin”;

 Haber getirenlere “Getiren-götüren sağ olsun, dert görmesin”;

 Kabir ziyaretlerinde, ölenlere: “Allah, kabirlerinizi geniş ve nurlu eylesin”;

 Çocuklarını sünnet ettirenlere “Allah, dâim mürüvvetlerini göstersin”;

 Cenazesi vuku bulanlara “Allah, rahmet eylesin”, “Allah, taksiratlarını afveylesin”;

 Günah işleyenlere “Allah, hidayet eylesin”.. şeklinde bir dua cümlesi gelirdi.

Ya şimdi öyle mi?

Biri birşey soruyor. Cevaplandırıyorsunuz. Adam: “Oldu” diyor. “Allah razı olsun” demiyor.

Bir bardak su içiyorsunuz. Yanınızdaki “Yarasın” diyor; “Afiyet olsun” dese ne zararı olacak?

 Adama “Nasılsınız?”diyorsunuz. Verdiği cevap: “Yuvarlanıp gidiyoruz” veya “Düşe kalka yaşamaya çalışıyoruz” ya da “Buna yaşamak denirse, yaşıyoruz” gibi laflar ediyor.

Kültür emperyalizmi insanımızı ne kadar zibidileştirmiş.

Allah (c.c.) encamımızı hayreylesin.

Mevlüt Özcan

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com