Öfke Archive

dua

Allah’ım! Nimetinin yok olmasından, verdiğin afiyetin (nimet ve sağlığın) bozulmasından, ansızın cezalandırmandan ve öfkene sebep olan her şeyden sana sığınırım.

(Müslim, Zikir 96)

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/leylaipekci/senin-tum-alemindir-o-cocuklarda-kaybolan/54951

cocuk_411421Maria dört yaşındayken Gazze’de arabalarına roket isabet etmesi sonucu boynundan aşağısı tutmayacak şekilde sakatlanmıştı. Annesi, ağabeyi, amca ve anneannesi hayatını kaybetmişti. İsrail devleti sorumluluğunu uzun süre üstlenmemiş ve sonraki yıllar boyunca da onu Gazze’ye geri göndermeye çalışmıştı.

Ancak kamuoyu baskısı etkili olmuş ve Maria nihayet Kudüs’te tam teşekküllü bir hastanede tedavi görmeye başlamıştı. Onun hikayesini okuyalı dört yıl olmuş. Maria’yla konuşan muhabir ona ne olacaksın büyüyünce diye sorduğunda ‘anne’ diye cevap vermişti. Anne…

2000 yılından bu yana bin üç yüz küsur çocuğun İsrail tarafından öldürüldüğü ve sadece on iki günde ölen çocuk sayısının 70’i geçtiği, altı yüz küsurun da yaralandığı bir bölgede bugün 12 yaşında olması gereken Maria halen yaşıyor mudur, kim bilir.

İsrailli kadın bakanın ‘sadece çocukları değil bir daha çocuk doğuramasınlar diye Filistinli kadınları da öldürmeliyiz’ dediği bugünlerde… Maria’nın ‘büyüyünce anne olmak istiyorum’ sözleri çarpıp duruyor günlerdir yüzüme. Tankların, insansız uçakların, sığınak delicilerin karşısında anne olmak!

Böyle oluyor işte. Bazen bir söz ile kainat yıkılıyor. Anne olma arzusu sadece bir varoluş hakikatini değil, muhayyel bir geleceğin geçmişten daha hayırlı olacağına dair fıtri bir umudu da barındırıyor. Nesillerdir zulüm ortasında hayata tutunmaya çalışan Filistinli çocuklar için bundan daha fazlasını da barındırıyor. Bir meslek misali büyüyünce anne olma hayali çaresizliğe karşı bir direnişi işaret ediyor.

Toplumsal anlamda varolabilmeye devam etmek, soyun köklerini canlı tutabilmek bir sosyal sorumluluk da yüklüyor çünkü minik omuzlara. Örgütlü ve istirkarlı bir zulme karşı saldırganlık içermeyen yöntemlerle direnebilmek, bizzat vücudunu onurlu bir direniş kılabilmek için anne olmak… Fiilî bir dua niyeti aynı zamanda.

Zira İsrail devleti beş altı yılda bir düzenli olarak Filistinli çocukları vurarak, nesillerin çoğalmasına engel olmaya çalışıyor. Aynı şekilde Filistin’e ait bölgelerde tüm altyapıyı çökertiyor, insanları sakat bırakıyor, ekonominin, siyasetin, kültürün, gündelik ilişkilerin, toplumsal hayatın bütün katmanlarına çomak sokuyor planlı bir biçimde. Bu faaliyetini sürdürebilir kılmak ve meşru göstermek için de en çok kendi çocuklarının içine nefret tohumları atması gerekiyor.

Bu amaçla yine ufak çocuklara Gazze’ye gönderilecek bombaların üzerine ‘İsrail’den sevgilerle’ gibi yazılar yazdırmıştı sözgelimi. Önceki Gazze saldırısından aşina olduğumuz bir yöntem. Bugünlerde ise katliam son hızıyla devam ederken sosyal medyada çok sık paylaşılan bir başka yöntem daha ortaya çıktı. Halen içimde bir yerlerde bu bir kurgu olmalı, gerçek olmamalı dediğim bir video bu. (Gerçi sonradan bu görüntülerdeki kızın Lübnanlı, dövülenin Suriyeli oğlu da söylendi. Ama bu da muğlak kaldı.)

İsrailli olduğu söylenen aile, minicik kız çocuğunun karşısına kendisinden birkaç yaş büyük bir Filistinli oğlan koymuş. Kızın eline de bir sopa vermişler. Hadi diyorlar. Vur. Kız önce dönüp kendisine bu komutu verenlere bakıyor. Bir tür oyun olarak algılıyor bunu. Usul usul indiriyor sopayı çocuğun eline, bacaklarına. Ona daha şiddetli vurması telkin edildikçe, oğlanın beline, koluna gelişigüzel vurmaya başlıyor.

Oğlan ise uysal. Onuruna yediremiyor korkmayı, tepki vermeyi. Kendini korumaya çalışıyor. Ama şiddetli darbeler aldığında bağırıp ağlıyor. Kesik kesik. Uzatmadan. Sanki saldırganlığın bir yerde biteceğine, ardından merhamet geleceğine inanıyor. Öylece sabrediyor.

Her koşulda kim olursa olsun, çocukların yüreğine nefret tohumlarının ekilişine ibretlik bir örnek teşkil ediyor bu görüntüler. Gerçekle kurgunun iç içe geçtiği, at iziyle it izinin birbirine karıştığı medyada yine de herkesin bu görüntülerdeki kızın ailesinin İsrailli olduğundan şüphe duymaması yeterince açıklıyor durumun vahametini. Çünkü İsrail devleti uzun süredir çocuklar arasında sürdürdüğü bu nefret moderatörlüğü üzerinden saldırganlaşıyor, orantısız güç kullanıyor.

Bir başka yöntem daha işte; bu seferki kayda geçmiş bir belgeselden: Dışarıdan gelip Filistinlilerin tarlalarına el koyan, topraklarına yerleştirilen yerleşimcileri gördükleri her Filistinli’ye taş atmaya şartlandırılıyorlar. Onlar da atıp duruyor sabah akşam.

Zalim kendi nefret çukuruna mahkum, emir komuta zincirindeki bir öldür tuşuna rehin bırakılmışken, mazlumun kendi içinden gelen ve kendini aşan başka bir manevi kudret tarafından donatıldığına defalarca şahitlik ettik.

İster Filistinli ister İsrailli, Lübnanlı, Suriyeli ya da başka bir milletten olsun; öfkeyle, nefretle, saldırganlıkla savaşanlar zalimdir. Nefret ettikçe yeniliyorsun. Öldürdükçe yeniliyorsun. Öfke ve kinle katlettiğin her çocuk senin kendi nefsinden bir suret oluyor. Döktüğün kan senin kanın. Hiçbir masum çocuk yok olmadı, senin tüm alemindir onlarda kaybolan…

Leyla İpekçi

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox

Join other followers

Powered By WPFruits.com